Beni tekerlekli sandalyeyi iterken görünce ikisi de donup kaldı. Kayınvalidem sandalyede, yüzünde mutlu bir ifadeyle oturuyordu.
Sandalyeyi yavaşça salona sürdüm. Battaniyeleri ve yastıkları düzelttim. İlaç torbasını masanın üzerine koydum. Ev parfüm kokuyordu ama buz gibi bir sessizlik vardı.
Kocam kekeler gibi sordu:
“Ne yapıyorsun sen?”
Bir Yükün Devri
Yüzündeki ifade şaşkınlıktan ölümcül bir solgunluğa dönüştü:
“Delirdin mi sen? Annemi neden buraya getirdin? Ben… ben meşgulüm!”
Ona bakmadım bile. Eğilip kayınvalidemin bluzunun yakasını şefkatle düzelttim ve ona sakin bir gülümseme verdim. O ise etrafına çocukça bir merakla bakıyordu; bu dairenin, yuvamızı yıkan kadının ucuz parfüm kokusunu taşıdığını bilmiyordu.
Ayağa kalktım ve gözlerinin içine, onu bir adım geri attıracak kadar sakin bir ifadeyle baktım:
“Meşgul müsün? Yedi yıl boyunca ben senin işinle ‘meşguldüm’. Şimdi sana iyi bir evlat olma ayrıcalığını geri veriyorum. İşte annen. O senin kanın, benim değil.”
Bir kenarda zafer kazanmış gibi duran sevgilinin yüzündeki gülümseme bir anda silindi. Tekerlekli sandalyeye, bezlere ve ilaç torbasına dehşetle bakıyordu. O, onun parasını ve romantik kaçamaklarını seviyordu; felçli bir yaşlı kadının altını temizlemek gibi bir niyeti yoktu.
“Bunu yapamazsın! Ben hasta bakmayı bilmiyorum!” diye bağırdı kocam, sandalyeyi dışarı itmeye çalışarak.
Bir adım geri çekildim. Çantamdan çoktan imzaladığım boşanma dilekçesini çıkarıp, tıbbi raporların üzerine bıraktım:
“Boşanma evrakları burada. Ben imzaladım. Sefaletinden hiçbir şey istemiyorum. Ama gençliğimi ve ailene verdiğim emeği sana hediye ediyorum. Bu saniyeden itibaren annen senin ve ‘yeni karının’ sorumluluğunda.”
Son: İnsanı Felç Eden Gerçek
O, elleri tekerlekli sandalyenin kollarında titreyerek donup kaldı. Onlara doğru yaklaştım ve sesimi sadece onların duyabileceği kadar alçalttım:
“İyi dinleyin. Doktor neden ilaçlarını bir saat bile aksatmaması gerektiğini söyledi biliyor musunuz? Çünkü almazsa kriz geçiriyor, bütün gece çığlık atıyor. Sen de küçük hanım… bez değiştirmeyi çabuk öğrenmen iyi olur. Çünkü ihtiyaçlarını kontrol edemiyor. Kendi ektiğiniz pisliğin içinde ‘mutluluğunuzun’ tadını çıkarın.”
Arkamı döndüm ve bir kez bile geriye bakmadan çıktım. Kapının kapanma sesi, yıllardır taşıdığım ağır bir zincirin kırılması gibiydi.
Kapının arkasında kayınvalidemin oğluna seslenen iniltilerini, sevgilinin yayılan kokuya karşı iğrenerek attığı çığlıkları ve eski kocamın çaresizlik dolu bağırışlarını duymaya başladım.
Derin bir nefes aldım. Gece havası soğuktu ama hiç olmadığı kadar temizdi. Yalnız yürümüyordum; oğlum evde beni bekliyordu. Geçmişe olan tüm borçlarımı ödedim. Şimdi kendim için yaşama zamanı.
Hain her zaman bir trajediyle ödemez. Bazen, yıllarca kaçtığı yükle yüzleşerek bedel öder.