Otuz sekiz yıllık evliliğin ardından eşim Mehmet’le boşanmıştık. Üniversitede tanışmış, birinci sınıfta sevgili olmuş, yirmi yaşımızda evlenmiştik. Hayatımız mütevazı ama huzurluydu. İki çocuğumuz, yıllar içinde büyüyen bir ailemiz, beş torunumuz vardı. Mehmet neşeli, ilgili, ailesine düşkün bir adamdı. En azından ben öyle sanıyordum.
Sonra bir gün değişti.
Önce küçük şeylerle başladı. Dalgın bakışlar, yarım kalan cümleler, geceleri salonda uyumalar… Yatak odasının kapısını kilitlediği geceler oldu. “İşler yoğun,” diyordu. “Biraz kafamı toparlamam lazım.” Altı ay boyunca bu soğukluğun içinde yaşadım. Sanki aynı evde iki yabancıydık.
Bir akşam mutfak masasına oturdu ve gözlerimin içine bakmadan konuştu:
“Seni aldattım. Başka biri var. Özür dilerim.”
O an içimde bir şey koptu. Otuz sekiz yılın ağırlığı omuzlarıma çöktü. Sorular sordum, cevap vermedi. Kadının kim olduğunu, ne zamandır sürdüğünü söylemedi. “Bitti,” dedi sadece. “Sana yalan söyleyemem.”
Boşandık.
Beş yıl boyunca neredeyse hiç konuşmadık. Çocuklar bayramlarda onunla görüşür, ben adını anmamaya çalışırdım. Gururum kırılmıştı ama asıl canımı acıtan, hiçbir açıklama yapmadan hayatımızı dağıtmasıydı.
Geçen hafta hastane aradı. Ani bir kalp krizi geçirmişti. Kurtarılamamıştı.
Cenazede herkes vardı. Akrabalar, eski dostlar, komşular… Ve en arka sırada oturan, siyah pardösülü, yüzü solgun bir kadın.
Onu tanımıyordum.
Tören bitince yanına gittim. “Mehmet’i nereden tanıyorsunuz?” diye sordum.
Gözleri doldu ama kendini topladı. Etrafına bakındı, sonra beni kenara çekti.
“Gerçeğin tamamını bilmiyorsunuz,” dedi. “Beş yıl önce olanların aslı başka.”
Kalbim hızlandı. “Ne demek istiyorsunuz?”
Derin bir nefes aldı. “Ben bir onkoloji hemşiresiyim. Beş yıl önce eşiniz ağır bir teşhis aldı. İleri evre pankreas kanseri şüphesi vardı.”
Dizlerim titredi. “Ama… kanser değildi. Kalp krizi…”
“Yanlış teşhisti,” dedi kadın. “İlk sonuçlar çok kötüydü. Doktorlar en fazla altı ay dedi. Eşiniz yıkıldı. Ama en çok sizi düşündü.”
Sanki kulaklarım uğulduyordu.
“Beni düşündü mü? Beni aldattığını söyledi!”
Kadın başını salladı. “O sizi uzaklaştırmaya çalıştı. Sizin, uzun bir hastalık sürecini, kemoterapiyi, acıyı yaşamanızı istemedi. Onu güçsüz görmenizi istemedi. Çocuklarınızın gözünde dimdik kalmak istedi. Ama en çok sizi korumaya çalıştı.”
“Saçmalık,” dedim fısıltıyla. “Bu nasıl korumak?”
“Size boşanmayı kabul ettiremezdi. Sizi kendinden nefret ettirmesi gerekiyordu.”
Nefesim kesildi devamı icin sonrki syfada...