“Ben o dönemde onunla ilgilenen hemşireydim,” diye devam etti. “Testler tekrarlandı. Bir ay sonra teşhisin yanlış olduğu ortaya çıktı. Kanser değildi. Ama o sırada siz boşanma sürecini başlatmıştınız. Size gerçeği söylemek istedi. Fakat siz çok kararlıydınız.”
O an o günleri düşündüm. Gözlerimdeki öfkeyi. Onu dinlemeyişimi. “Yalan söyledin, bitti,” deyişimi.
“Size mektup yazdı,” dedi kadın çantasından bir zarf çıkararak. “Ama göndermedi. ‘Artık nefret ediyor, gerçeği söylesem de inanmaz,’ dedi.”
Titreyen ellerimle zarfı aldım. Üzerinde benim adım yazıyordu.
“Peki ya… aldatma?”
Kadın gözlerimin içine baktı. “Hiç kimse yoktu. Böyle bir kadın hiç olmadı.”
Dünya başıma yıkıldı.
“Son beş yıl boyunca sizi uzaktan takip etti,” dedi. “Torunlarınızın fotoğraflarını benden isterdi, çocuklar sosyal medyada paylaşınca indirirdi. Yeniden evlenmedi. Hep yalnızdı.”
Zarfı o gece açtım.
“Canım,” diye başlıyordu. “Eğer bunu okuyorsan, demek ki cesaretimi toplamışım. Sana ihanet etmedim. Ama yakında öleceğimi sandım. Seni hastane köşelerinde tüketmek istemedim. Bana güçlü halimle veda etmeni istedim. Benden nefret etmen, beni acıyarak hatırlamandan daha kolay geldi…”
Mektubun sonunda şu cümle vardı:
“Eğer bir gün gerçeği öğrenirsen, lütfen şunu bil: Hayatım boyunca yaptığım en zor şey senden vazgeçmekti. Ve bunu seni sevdiğim için yaptım.”
Sabaha kadar uyumadım.
Yıllarca içimde taşıdığım öfke, yerini tarifsiz bir boşluğa bıraktı. Onun beni aldattığına inanarak geçirdiğim beş yıl, aslında bir fedakârlığın yanlış anlaşılmasıydı.
Ama içimde başka bir gerçek daha vardı: O bana güvenmemişti. Kararıma saygı duymak yerine benim adıma karar vermişti. Beni korumak isterken beni yıkmıştı.
Cenazeden birkaç gün sonra mezarına gittim. Elimde beyaz karanfiller vardı.
“Bunu bana söylemeliydin,” dedim toprağa. “Acıyı birlikte taşırdık.”
Rüzgâr hafifçe esti.
Belki o an ilk kez gerçekten vedalaştım.
Sevgi bazen fedakârlıkla karışır. Ama sevgi, gerçeği saklamak değildir. Yine de şunu biliyorum: Mehmet beni hiç aldatmadı. Ve belki de en büyük hatası, sevgisini yanlış bir yolla göstermesiydi.
Ben ise gerçeği çok geç öğrendim.
Artık içimde ne öfke var ne de kırgınlık.
Sadece, yarım kalmış bir hikâyenin sessiz hüznü var.