Bir alışveriş merkezinde gezerken bir adam aniden yolumu kesti. Üzerime yürür gibi geldi ve “genç ve sağlıklı” göründüğümü söyleyerek, yorgun karısı için tekerlekli sandalyemi vermemi istedi.
İlk anda şaka yaptığını sandım, hatta istemsizce güldüm. Ama adam gayet ciddiydi. Karısı arkasında duruyordu; başı önde, belli ki çok utanıyordu ama tek kelime etmiyordu. Sakin bir şekilde, “Üzgünüm ama bu tekerlekli sandalyeye gerçekten ihtiyacım var, onsuz hareket edemem,” dedim.
Normalde burada konunun kapanması gerekir, değil mi? Tabii ki hayır. Adam sesini yükseltmeye başladı. Karısının bütün gün ayakta olduğunu, biraz dinlenmeyi hak ettiğini ve sandalyeyi bir süreliğine vermemin adil olacağını savundu. Ona tekrar tekrar, yürüyemediğimi ve bunun bir tercih meselesi olmadığını anlatmaya çalıştım ama dinlemedi.
Bunun son olacağını düşündünüz, değil mi? Yanlış! Bu adam, karısının bütün gün ayakta olduğunu ve bir süreliğine sandalyemi vermemin adil olduğunu söylemeye başladı. Sakin kalmaya çalıştım, kelimenin tam anlamıyla onsuz yürüyemeyeceğimi açıkladım, ama dinlemedi. Sesi yükseldi ve diğer alışveriş yapanların dikkatini çekti. Tam sakinliğimi kaybetmek üzereyken, Tanrı'nın iradesi devreye girdi..
Adamın sesi artık alışveriş merkezinin yüksek tavanlarında yankılanıyor, etraftaki insanlar durup bu tuhaf sahneyi izliyordu. "Bencillik bu!" diye bağırdı adam, parmağını yüzüme doğru sallayarak. "Genceciksin, kanın kaynıyor! Karım ise sabahtan beri mağaza mağaza geziyor, ayaklarına kara sular indi. Sadece yarım saatliğine oturması gerek, ne olur yani biraz fedakarlık yapsan?"
İçimdeki öfkenin yükseldiğini hissettim ama aynı zamanda derin bir çaresizlik içindeydim. Felçli bacaklarımı battaniyenin altından çıkarıp adama "Bakın, bunlar çalışmıyor!" diye bağırmak geçiyordu içimden ama o anki aşağılanmışlık hissi dilimi bağlıyordu. Karısı ise yerin dibine girmek istercesine elindeki çantanın askısını sıkıyor, kocasına "Lütfen gidelim, gerek yok," diye fısıldıyordu. Adam ise karısını duymazdan gelerek, adeta bir kahramanlık yapıyormuşçasına çevredekilerin desteğini bekler bir tavırla kollarını iki yana açtı.
Tam o sırada, sanki sahneye bir yönetmen müdahale etmiş gibi, kalabalığın arasından uzun boylu, güvenlik görevlisi üniformalı bir adam ve yanında takım elbiseli, telsizi kulağında bir beyefendi belirdi. Ama asıl "Tanrı’nın iradesi" dedirten şey bu değildi.
Kalabalığın arkasından bir ses duyuldu: "Baba? Sen ne yapıyorsun?"
Yirmili yaşlarının başında bir genç, şaşkınlık ve dehşet içinde babasının yanına geldi devamı icin digr syfaya gecinz..