On dört yaşındayım ve Dubai Havalimanı’nın o soğuk ışıkları altında, binlerce yabancının arasında yapayalnız kalmıştım. Her şey, başarılı derslerimi kıskanan ağabeyimin “şaka” yapmaya karar vermesiyle başladı. Pasaportumu “sadece bir dakikalığına” bakmak için elimden alıp kalabalığın içinde kaybolduğunda, bu oyunun hayatımı karartacak bir tuzağa dönüşeceğini hiç tahmin etmemiştim. Uçağa biniş işlemleri bittiğinde, ailem cam kapıların ardında gözden kaybolmuştu.
Telefonum çekmiyor, cüzdanım yanımda durmuyordu; panik yerini yavaş yavaş derin bir açlığa ve çaresizliğe bırakmıştı. Bir bankta dizlerimi kendime çekmiş, görünmez olmaya çalışarak ağlarken orta yaşlı, Arap bir adam yanıma yaklaştı. Sakin bir sesle, “Seni terk mi ettiler?” diye sordu. Korkuyla irkildim ama o güven veren bir tavırla devam etti: “Gel benimle, sana yardım edeceğim. Bunu yaptıklarına pişman olacaklar devamı icin digr sayfaya gecinz...”