
Gelin, düğün sırasında birkaç dakikalığına tuvalete çıkmak için salondan ayrıldı. Tam geri dönecekken, kapıda yaşlı bir temizlik görevlisi onu durdurdu. Kadın etrafına bakındı, kimsenin duymadığından emin olunca fısıldadı:
“Gelincim… sakın bardağından içme. Damat içine bir şey koydu. Ne olduğunu bilmiyorum ama içersen iyi olmaz.”
Gelin bir an donup kaldı. Kadının yüzünde korkuyla karışık bir ciddiyet vardı. Yalan söylüyor gibi değildi.
Onun sözlerine inandı.
Salona geri döndüğünde kimse fark etmeden bardakların yerini değiştirdi. Ve işte o anda, herkesi dehşete düşürecek şey oldu…
Narin, kadınlar tuvaletinin kapısını arkasından kapattı. Aynanın karşısında durdu ve hâlâ bir gelin olduğuna inanmakta zorlanıyordu.
Mutlu olması gerektiğini biliyordu ama içinde tuhaf bir boşluk vardı.
Duvarın arkasından müzik yükseliyordu. Sunucu mikrofondan bağırıyor, konuklar kahkahalar atıyor, alkışlar salonu dolduruyordu. Babası muhtemelen yine fazla içmişti. Kutlamaları severdi. Özellikle bu kutlamayı.
Ama Narin’in içini yalnızca yorgunluk ve açıklayamadığı bir huzursuzluk kaplamıştı.
Peçesini düzeltti, derin bir nefes aldı. Tam o sırada kapı yavaşça açıldı.
Kapı aralığında, yıllardır aileleri için çalışan yaşlı bir salon görevlisinin gri saçlı başı belirdi. Adı Mahir’di.
“Kızım…” dedi kısık bir sesle, gözlerini kaçırarak.
“Bardağından içme. Damat içine bir şey koydu. Beyaz bir tozdu. Depo tarafında gördüm.”
Sanki fikrini değiştirirse çok geç olacakmış gibi hızlıca konuştu ve kapıyı kapattı.
Narin’in kalbi deli gibi atmaya başladı.
Bu nasıl mümkün olabilirdi?
Gürhan güvenilir görünüyordu. İlk eşi iki yıl önce hayatını kaybettikten sonra onun hayatına girmişti.
Her şey ani olmuştu. Bir otoyol kazası. Frenlerin tutmadığını söylemişlerdi.
O zor günlerde Gürhan hep yanındaydı. Babasının eski bir dostuydu. Sakin, kendinden emin, çözüm odaklıydı.
Cenaze işlemleriyle ilgilenmiş, resmi evrakları halletmiş, babasının kalp sorunları başladığında onu doktora bile götürmüştü.
Babası Gürhan’a güveniyordu. Onu “sağlam adam” olarak görüyordu. Şimdiden ortaklıktan, gelecek planlarından söz etmeye başlamıştı.
Ama şimdi…
Temizlik görevlisinin sözleri Narin’in zihninden çıkmıyordu.
Salona geri döndü.
Gürhan masanın başında oturmuş, yüksek sesle bir anısını anlatıyordu. Herkes gülüyordu.
Önlerinde, kurdeleyle birbirine bağlanmış iki kadeh duruyordu.
Narin yerine oturdu. Gürhan ona doğru eğildi ve elini masanın altında dizine koydu. Dokunuşu sertti. Rahatsız ediciydi.
“Neredeydin?” diye fısıldadı.
“Sunucu bekliyor. Birazdan konuşma var.”
“Elbisemi düzeltmem gerekiyordu,” dedi Narin, sesini sabitlemeye çalışarak.
Gürhan gülümsedi.
Ama gözleri… gülmüyordu.
“Tamam,” dedi. “Şimdi toparlan.”
Müzik daha da yükseldi. Sunucu kadehini kaldırdı. Gürhan bir an arkasını döndü.
Ve o anda Narin, kimseye fark ettirmeden bardakların yerini değiştirdi.
Kadehler havaya kalktı.
Ve birkaç saniye sonra…
Narin’in kanını donduran o şey oldu…
Kadehler havaya kalktı.
Kristal camların birbirine çarpmasıyla salon bir anlığına ışıldadı; şangırtı, müziğin ve alkışın arasında kısa bir yıldırım gibi çaktı. Sunucu, “Yeni evlilere!” diye bağırdı. Konuklar bir ağızdan aynı cümleyi tekrar etti.
Narin’in boğazı kurumuştu. Elindeki kadehin soğukluğu avuç içine yapışıyor gibiydi. Az önce yerlerini değiştirdiği kadehler, kurdeleyle birbirine bağlı olduğundan bunu yapmak kolay değildi ama olmuştu. Gürhan’ın parmakları hâlâ dizine baskı yapıyordu; sanki “sakın saçmalama” der gibi.
Gürhan, gözlerini Narin’in yüzüne dikti. Dudaklarının kenarında yumuşak bir gülümseme vardı, ama bakışları pürüzsüz bir buz tabakası gibi sertti. Narin kadehini dudaklarına yaklaştırdı; sadece dudaklarını ıslatacak kadar… İçmeyecek kadar… Nefesini tuttu.
Gürhan ise hiç tereddüt etmedi.
Kadehi bir dikişte yarıladı.
İlk iki saniye hiçbir şey olmadı. Salon “ooo!” diye coştu. Babası ayağa kalkmış alkışlıyordu. Narin, içindeki gerilimin boşalmasını bekledi ama tam tersine, omuzlarına daha ağır bir şey bindi. Çünkü Gürhan, kadehi masaya koyduğu anda kaşlarının arasında bir çizgi belirdi. Bir kez yutkundu. Sonra bir kez daha. Çenesini sıkıp gülümsemeye çalıştı.
Sonra rengi değişti.
Önce dudaklarının pembesi çekildi, ardından yüzü bir anda kül rengine döndü. Gözleri Narin’in kadehine kaydı, sonra kurdeleye, sonra kendi kadehine. Narin, o bakışta ilk kez gerçek bir duygu gördü: panik.
“Ne… ne yaptın?” diye fısıldadı Gürhan. Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
Narin cevap vermedi. Çünkü cevap verirse titreyen sesi ele verecekti. Bunun yerine, aynı anda hem nefes alıp hem düşünmeye çalıştı. Mahir’in “beyaz toz” dediği şey… Eğer gerçekten bir ilaçsa, alkolle birleşince daha hızlı etki edebilirdi. Gürhan’ın boğazına bir şey oturmuş gibi yutkunması, göz bebeklerinin büyümesi… Narin’in aklından tek bir düşünce geçti: Bu, “uyutma” gibi masum bir şey olmayabilir devamı sonrki syfda...