
Anne-babasının evini tadilat ediyordu: duvarı kırınca gördüğü şey karşısında beti benzi attı..
Anne ve babasının evi, küçük bir kasabanın kenarında kırk yılı aşkın süredir duruyordu. Eski ama sağlam bir evdi; kalın duvarları, gıcırdayan ahşap zeminleri vardı. Çocukken bu evde her köşeyi, sıvadaki her küçük çatlağı ezbere bilirdi. Bu evde artık hiçbir şeyin onu şaşırtamayacağını sanıyordu — her şey fazlasıyla tanıdıktı.
Anne babası şehre taşınınca ev boş kaldı. Zamanla çatı akmaya başladı, duvar kâğıtları soldu, koridordaki duvarlardan biri de gözle görülür şekilde çatladı. Bir tadilat yapmaya karar verdiler. Büyük bir yenileme değil — sadece toparlamak, arada hafta sonları gelip kalabilmek için.
İşi kendi üstlendi. Günlerce eski duvar kâğıtlarını söktü, sıvaları kırdı, moloz dolu torbaları dışarı taşıdı. Her şey sakindi, hatta biraz nostaljikti. Ta ki koridordaki o duvara sıra gelene kadar.
Duvar tuhaf duruyordu. Vurunca çıkan ses boğuktu, sanki arkasında boşluk var gibiydi. Tahmin yürütmek yerine küçük bir yeri dikkatlice kırıp içine bakmaya karar verdi. Kırıcıyı aldı, koruyucu gözlüğünü taktı ve ilk darbeyi vurdu.
Sıva döküldü, ardından tuğla geldi. Derken alet bir anda boşluğa düşer gibi oldu. Durdu, el feneriyle içeri tuttu… ve olduğu yerde donakaldı. Duvarın arkasında gerçekten de boş bir alan vardı. Tuğlalarla özenle örülmüş küçük bir niş — belli ki bilerek yapılmıştı.
İlk anda bunun eski bir inşaat hatası ya da kullanılmayan bir havalandırma boşluğu olduğunu düşündü. Ama deliği biraz daha genişletince kalbi küt küt atmaya başladı. İçeride kumaşa sarılı, iplerle bağlanmış eski bir tahta sandık duruyordu. Kumaş sararmıştı, tozluydu ama hâlâ sağlamdı.
Elleri titremeye başladı. Aklından her şey geçti — gizlenmiş paralar mı, yoksa çok daha karanlık bir şey mi? Sandığı dikkatlice çıkardı ve yere koydu. Birkaç saniye boyunca sadece baktı, açmaya cesaret edemedi.
Kapağı hafif bir gıcırtıyla açıldı. Ama içindekiler onu adeta şoke etti…
Sandığın kapağı tamamen açıldığında ilk fark ettiği şey koku oldu. Naftalinle karışık eski ahşap, yılların kapalı kalmış havası… İçgüdüsel olarak geri çekildi. Sonra yavaşça eğilip içine baktı.
Sandığın içinde üst üste dizilmiş birkaç eşya vardı. En üstte, kenarları yıpranmış, deri kaplı kalın bir defter duruyordu. Altında sararmış mektuplar, siyah-beyaz fotoğraflar ve küçük, kadife kaplı bir kutu… Her şey düzenliydi. Bu, aceleyle saklanmış bir şey değil, bilerek ve özenle gizlenmiş bir sırdı.
Defteri eline aldı. Kapağında ne isim vardı ne tarih. Açtığında titrek ama okunaklı bir el yazısıyla yazılmış satırlarla karşılaştı. İlk sayfa tek bir cümleden ibaretti:
“Bunu bulan kişi, artık bilmemesi gerekeni öğrenecek.”
Boğazı kurudu. Bir an sandığı kapatıp her şeyi yerine koymayı düşündü. Ama merak, korkudan ağır bastı. Okumaya devam etti devamı sonrki syfada...