
Ambulans, sirenleri yırtarcasına çalarak karlı sokağın köşesinden dönüp gözden kayboldu. Grayson bir süre olduğu yerde kımıldamadan durdu; Talia’nın küçücük parmaklarının paltosuna nasıl sıkı sıkı tutunduğunu hissediyordu.
— Benimle geliyorsun — dedi alçak bir sesle, sormaktan çok karar bildirir gibi. — Seni yalnız bırakmayacağım.
Küçük kız sadece başını salladı.
Hastanede her şey hızlı ve karmakarışıktı. Doktorlar kadını yoğun bakıma götürdü. Grayson, plastik sandalyelerde Talia’yla yan yana oturuyor, onu kendi paltosuyla sarıyordu. Otomattan sıcak çikolata aldı ona; kendisi ise bir yudum bile içmedi. Düşünceleri, milyonluk anlaşmalar yaptığı zamanlardan bile daha hızlı koşturuyordu.
Bir saat sonra bir doktor dışarı çıktı.
— Akrabası mısınız? — diye sordu.
Grayson bir an tereddüt etti.
— Ben… onunlayım — dedi.
Doktor başını salladı.
— Anneniz ağır bir zatürre geçirmiş. Çok bitkin, çok yorgun. Yardım biraz daha geç gelseydi… — duraksadı. — Şu an durumu stabil. Yaşayacak.
Talia sandalyeden fırladı.
— Annem uyanacak mı?
— Evet, tatlım. Ama zamana ihtiyacı var.
Kız çocuğu sessizce ağlamaya başladı, yüzünü Grayson’ın koluna gömdü. Grayson, içinde bir şeylerin kırıldığını hissetti — yıllardır sertleştirip durduğu bir şeylerin devamı sonrki syfda...