
Sonraki günlerde her gün hastaneye geldi. Talia’ya kitaplar, boyama defterleri, küçük oyuncaklar getirdi. Hemşirelerle konuştu, kimsenin düşünmeye bile gücünün yetmediği evrak işlerini halletti. Uzun zamandır ilk kez takvimi toplantılarla dolu değildi — bizzat kendisi boşaltmıştı.
Kadın sonunda uyandığında kafası karışıktı, korkmuştu. Grayson’ı görünce doğrulmaya çalıştı.
— Siz kimsiniz? Talia nerede?
— Güvende — diye sakinleştirdi onu. — Beni o buldu. Hayatınızı kurtardı.
Gözlerinden yaşlar süzüldü.
— Özür dilerim… elimden geleni yaptım…
— Bu yeterliydi — dedi Grayson sakin bir sesle. — Artık size biri yardım edecek.
Hastaneden çıktıktan sonra Grayson onlara daha iyi bir ev bulmalarına yardım etti. Acıdığı için değil — kalbinden geldiği için. Bakımı, tedaviyi, borçların ödenmesini organize etti. Ama en önemlisi… kaldı. Talia’yı anaokuluna götürdü. Küçük masada onlarla akşam yemeği yedi. Dinledi.
Bir akşam, Talia uyuduktan sonra annesi ona çekingen bir bakış attı.
— Neden bunların hepsini yapıyorsunuz?
Grayson uzun süre sustu.
— Çünkü o akşam… yıllar sonra ilk kez biri bana gerçekten ihtiyaç duydu. Ve aradığım şeyin bu olduğunu anladım.
Dışarıda kar sessizce, huzurla yağıyordu. Grayson’ın bütün hayatı boyunca içinde taşıdığı boşluk ise sonunda dolmaya başlamıştı. Çelikle, camla değil… kış gecesinde uzatılan küçücük bir elin getirdiği sıcaklıkla.