İki evsiz ikiz erkek çocuk, pahalı restoranın içinden ürkek adımlarla geçti.
Kristal avizelerden süzülen ışık, preslenmiş keten masa örtülerine yansıyor; ortam adeta parayı fısıldıyordu. Çatal bıçakların bile ayrı bir asaleti vardı.
Köşedeki masada Meral tek başına oturuyordu. Zümrüt yeşili elbisesi ışığı yakalıyordu ama önündeki yemeğe dokunmamıştı. Altı yıl önce hayatı ikiye bölünmüştü; o günden sonra yemek yemek sadece bir formalite olmuştu.
Derken o sesi duydu.
“Hanımefendi?..”
Başını kaldırdığında masanın yanında duran iki çocuğu gördü.
Yalın ayaktılar. Giysileri yırtık ve kir içindeydi. Dizleri yaralı, yüzleri lekelerle doluydu. Ellerini uzatmışlardı – cesurca değil, sadece umut ederek.
“Lütfen… arta kalan yemeğinizi alabilir miyiz?” dedi içlerinden biri.
Restoran bir anda sessizliğe büründü. Fısıldaşmalar kesildi, bakışlar onlara çevrildi.
Ama Meral’in içindeki rahatsızlık aniden kayboldu; yerine buz gibi bir korku yerleşti.
Çünkü bu çocuklar sadece benzemiyordu.
Onlar birebirdi.
Ve tıpkı onun kaybettiği oğullarına benziyorlardı.
Elindeki şarap kadehi kaydı ve yere düştü. Cam kırılmasının sesi tüm salona yayıldı ama Meral hiçbir şey duymadı. Çocukların yüzlerine kilitlenmişti. Burunlarının eğimi… Birinin kaşının yanındaki soluk yara izi… Diğerinin, kardeşini korur gibi hafifçe önüne geçişi…
Kalbi göğsünü yırtacak gibi atıyordu.
“Hayır…” diye fısıldadı.
Çocuklar irkildi.
“Biz… biz gidebiliriz… Rahatsız etmek istemedik,” dedi biri aceleyle.
“Hayır! Kıpırdamayın.”
Meral öyle ani ayağa kalktı ki sandalyesi geriye devrildi. Sesi öfkeli değil; dehşet, umut ve yılların acısıyla titriyordu.
Kimseyi umursamadan çocukların önünde diz çöktü.
“Kaç yaşındasınız?” diye sordu.
Çocuklardan biri,
“Ben Oğuz,” dedi.
“Bu da Tuna. On yaşındayız.”
On yaşında…
Meral’in nefesi kesildi.
Meral, dizlerinin üzerinde dururken çocukların yüzlerine bakmaktan kendini alamıyordu. On yaşında olduklarını söylemişlerdi. Tam da… kaybettikleri yaşta.
“Anneniz… anneniz nerede?” diye sordu, sesi fısıltıya dönüşmüştü.
Oğuz bakışlarını yere indirdi. Tuna ise kardeşinin önüne bir adım attı, sanki onu korumaya çalışıyordu.
“Yok,” dedi kısaca. “Uzun zamandır yok.”
Meral’in boğazında bir yumru oluştu.
“Babanız?”
“Onu hiç tanımadık,” dedi Oğuz. “Bir süre teyzemle yaşadık ama o da gitti. Sonra… sokakta kaldık.”
Restorandaki sessizlik artık boğucu hale gelmişti. Garsonlar yaklaşmaya cesaret edemiyor, müşteriler ise fısıltılarla bu tuhaf sahneyi izliyordu.
Meral ayağa kalktı, masadaki sandalyelerden birini çekip çocukları oturttu devamı sonrki syfda.