Zorluklarla Büyüttüğüm Engelli Evlatlarıma Bakarken Kocam Beni Sekreteriyle Aldattı – Kayınpederimin İntikamı Kan Dondurdu!
İstanbul trafiğinin o yağmurlu, lanet olası akşamüstlerinden biriydi. Kocam Volkan, ikizlerimiz Ali ve Alp’i okuldan almış eve dönüyordu. Her zamanki gibi telefonda iş konuşurken direksiyon hakimiyetini kaybedip bariyerlere girdi. O kazadan sonra çocuklarımız kurtuldu ama hayatımız koca bir enkaza dönüştü. İkisi de tekerlekli sandalyeye mahkum kaldı. Bugün tam on yaşındalar.
Benim dünyam artık dört duvar arasından, bitmek bilmeyen hastane koridorlarından, bez raporlarından ve gece yarısı gelen kas ağrısı çığlıklarından ibaretti.
İki büyüyen erkek çocuğunu sırtlayıp yatağa, tuvalete taşımak benim boynumu, belimi mahvetmişti. Bir gün olsun şikayet etmedim.
Analık budur dedim. Ama kocam Volkan, kayınpederim Haluk Bey’in Hadımköy’deki fabrikasında sanki dünyayı o kurtarıyormuş gibi ‘çok yoğun’ bir adam oluvermişti.
‘Elif,’ derdi hep, ‘sabret gülüm. Babam işleri tamamen bana devretsin, aylık 45.000 TL maaşla iki tane özel hemşire tutacağım sana.’ Ben de ona, yuvamızın direğine inandım.
Fakat son aylarda bir şeyler değişti. O ‘mesaiye kalmalar’, hafta sonu aniden çıkan ‘fuar ziyaretleri’ sıklaştı. Geçtiğimiz Çarşamba, hayatımın en zor günlerinden birini yaşadım. Ali, tuvalette dengesini kaybedip fayansların üzerine yığıldı. Sabah pazar alışverişinden dönerken belimi fena halde incitmiştim.
Eğilip oğlumu kaldıramadım. Korku ve acı içinde ağlayan evladımın yanında Volkan’ı tam on yedi kez aradım. ON YEDİ! Telefon çalıyor, çalıyor ve telesekretere düşüyordu. En sonunda karşı dairedeki Seval ablayı çağırdım da kadıncağızla beraber zar zor çocuğu yatırdık.
Gece 22:00 sularıydı. Volkan kapıdan ıslık çalarak girdi. Gözlerinde garip bir parıltı, üstünde bilmediğim bir parfüm kokusu vardı. ‘Çok terledim, hemen duşa giriyorum’ deyip banyoya koştu.
Ceketini koltuğa atarken telefonu yere düştü ve ekranı yandı. Mesaj gönderen kişi ‘Cansu Lojistik’ diye kayıtlıydı. Ama mesajın içeriği lojistikle alakalı değildi:
‘Oteldeki jakuzi keyfimiz harikaydı hayatım. İki gün sonraki tatilimiz için şimdiden sabırsızlanıyorum.’
Cansu… Şirkete üç ay önce giren 22 yaşındaki halkla ilişkiler sorumlusuydu.
Volkan banyodan çıktığında mesajı yüzüne okudum. İnkar edeceğini, yalanlar uyduracağını sandım.
Ama o, yüzsüzce gülümsedi. Omuz silkti. ‘Ne yapsaydım Elif?’ dedi, acımasız bir ses tonuyla. ‘Sen artık bir kadın değilsin, bir hastabakıcısın! Sürekli ter ve ilaç kokuyorsun.
Üstüne başına bir bak, saçlarında aklar çıkmış. Bana kadınlık yapamıyorsun, sızlanmaya hakkın yok!’ Bu sözler yüzüme yediğim bir tokat gibiydi. Düştüğüm bu çaresizlik içinde sadece ağlayabildim.
İki gün sonra kayınpederim Haluk Bey, elinde torunları için aldığı oyuncaklarla çıkageldi. Benim o çökmüş halimi, kızarmış gözlerimi görünce durumu anladı. ‘Kızım, dökül bakalım’ dedi. Gözyaşları içinde o mesajı, banyodaki olayı, Volkan’ın bana sarf ettiği o insanlık dışı sözleri anlattım. Haluk Bey, mahalle kültüründen gelen, dürüstlük ve namus kavramlarına her şeyden çok önem veren bir adamdı. Yüzü aniden kireç gibi oldu, dişlerini sıktı.
‘Yarın sabah,’ dedi fısıltı gibi ama gürleyen bir sesle. ‘Yarın sabah 8’de onu merkez ofise çağıracağım. Nihayet CEO olacağını söyleyeceğim ona. Beklediği anın geldiğini sanacak.’
Sonra bana döndü, gözlerinde tuhaf, korkutucu bir kararlılık vardı.
‘Ama o odaya girdiğinde… Ah Allah’ım. Hayatının en büyük şokunu yaşayacak. Burnundan fitil fitil getireceğim. Senden tek bir şey istiyorum Elif. Yarın orada ol. Lütfen gel ve oğlum bile olsa, bir zalimin nasıl yıkıldığını kendi gözlerinle gör.’
Ertesi sabah tam saat 08:00’de, fabrikadaki o uzun koridorda bekliyordum. Haluk Bey’in makam odasının kapısı aralıktı.
İçeriden Volkan’ın kahkahası duyuldu. Sonra aniden, korkunç bir çığlık koptu. Volkan’ın sesiydi bu. Ardından AĞIR BİR ŞEY ‘güm’ diye yere düştü. Koşarak içeri girdiğimde manzara karşısında dondum kaldım.
Volkan yerde diz çökmüş, kafasını ellerinin arasına almış titriyordu. Yere düşen ağır şey, içinde Cansu’nun eşyalarının olduğu büyük bir bavuldu. Odada sadece Haluk Bey yoktu.
Cansu, Cansu’nun nişanlısı ve Haluk Bey’in şirketteki tüm yönetim kurulu üyeleri oradaydı. Haluk Bey, Volkan’ın tüm kirli çamaşırlarını, harcadığı şirket paralarını ve ahlaksızlığını herkesin ortasında, barkovizyonda belgeleriyle göstermişti.
Haluk Bey ayağa kalktı, bastonunu yere vurdu. ‘Senin gibi bir haysiyetsiz benim oğlum olamaz!’ diye kükredi.
‘Seni şirketten, mirasımdan ve hayatımdan siliyorum! Kapıdaki arabanı aldım, banka hesaplarını bloke ettirdim. Eğer aç kalmak istemiyorsan, yarından tezi yok asgari ücretle deponun mal kabul bölümünde hamal olarak işe başlarsın. Maaşının tamamı da Elif’e ve torunlarıma gidecek!’ Volkan ağlayarak bana uzandı,
‘Elif ne olur bir şey söyle’ diye yalvardı. Gözlerindeki çaresizliğe tiksinerek baktım. ‘Jakuzi keyfinin faturası bu Volkan,’ dedim usulca, ‘Şimdi deponun tozlu havasına alışsan iyi olur.’ Kapıyı çekip çıkarken, sırtımdaki o tonlarca yükün bir anda hafiflediğini hissettim.

