Vefat eden kocamın telefonunu tamir ettirip kayınvalideme vermek için tamirciye götürdüm; ancak usta işini bitirip telefonu açtığı anda ekranda bir mesaj belirdi

Tarih: 12.02.2026 13:44

Kocamın ölümünden üç ay sonra, hatıralarla yüzleşecek gücü kendimde bularak çekmecede duran kırık telefonunu tamirciye götürdüm. Niyetim basit ve iyiydi; ekranı yaptırıp cihazı, telefon ihtiyacı olan kayınvalideme hediye edecekti. Kocam korkunç bir trafik kazasında can vermişti ve o günden beri bu siyah cam parçasına dokunmaya cesaret edememiştim. Tamirhaneye girdiğimde içimi garip bir huzursuzluk kaplamıştı ama bunun sadece yas sürecinin bir parçası olduğunu düşünüyordum.

Sıradan bir tamirci olan adam, yaklaşık bir saat içinde işi bitirebileceğini söyledi. Bir köşeye oturup beklemeye başladım; dışarıdaki yağmuru izlerken kocamla olan mutlu anılarımızı ve onun ne kadar sadık bir aile babası olduğunu düşünüyordum. Çocuklarım babalarını kahraman gibi görüyordu. Tamirci yeni ekranı takıp cihazı şarja taktığında, tanıdık bir açılış sesi duyuldu. Ancak cihaz açılır açılmaz adamın yüzü kireç gibi bembeyaz oldu ve titreyen elleriyle telefonu bana uzattı.

“Bunu görmeniz gerek, niyetim özel hayatınızı dikizlemek değildi ama mesaj ekranın tam ortasına düştü,” dedi tamirci mahcup bir sesle. Telefonu elime aldığımda, ekranda isim yerine sadece bir kalp emojisiyle kaydedilmiş birinden gelen mesajı gördüm. Mesajın gönderilme tarihi, kocamın kaza yaptığı o meşum günün tam saatine denk geliyordu. Kelimeler gözlerimin önünde dans ederken kalbimin sıkıştığını hissettim.

Mesajda aynen şu yazıyordu: “Aşkım, yirmi dakikadır bekliyorum. Nerede kaldın? Yine mi karın seni oyaladı? Çabuk gel, seni çok özledim.” O an başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Meğer kocam o gün işe ya da eve değil, başka bir kadına yetişmek için acele ediyormuş. O ölümcül kazayı, yasak aşkına bir an önce kavuşmak için aşırı hız yaptığı için yapmıştı. Benim üç aydır yasını tuttuğum, çocuklarımın ise yolunu gözlediği o “sadık” adamın bambaşka bir hayatı vardı.

Telefonu tamircinin masasına bıraktım ve hiçbir şey söylemeden dışarı çıktım. Yağmur yüzüme çarparken içimdeki acı, yerini derin bir tiksintiye ve öfkeye bırakmıştı. Kayınvalideme verecek bir hediye kalmamıştı, elimde sadece paramparça olmuş bir onur ve koca bir yalan vardı. O gün anladım ki, bazen gerçekleri öğrenmek için kapalı kutuları hiç açmamak gerekiyormuş; çünkü bazı sırlar, ölünün arkasından tutulan yası bile kirletmeye yetiyordu.