Kocamın Karanlık Sırrı: Evlat Edindiğimiz İkizlerin Gerçek Hikayesi

İzmir’in Karşıyaka ilçesinde, dışarıdan bakıldığında imrenilecek bir hayatımız vardı Murat’la. 10 yıllık evliliğimiz boyunca tek eksiğimiz bir bebek sesiydi. Doktor doktor gezdik, kürler denedik, özel hastanelere on binlerce lira döktük ama olmadı. ‘Olmuyorsa zorlamayalım Selma,’ demişti Murat bir gün sahil kenarında otururken. Biz de kabullendik. Özel bir okulda lise öğretmeniydim, maaşım 45.000 TL civarıydı. Murat ise bir beyaz eşya firmasının bölge müdürüydü. Hafta sonları Çeşme’ye kaçıyor, kendimizce sessiz ama huzurlu hayatımızın tadını çıkarıyorduk.
Ancak altı ay önce Murat’ın içinden bambaşka bir adam çıktı. Aniden evlat edinme fikriyle yanıp tutuşmaya başladı. Geceleri uyumuyor, internette çocuk esirgeme kurumlarının sayfalarında geziniyordu. ‘Selma, biz eksiğiz. Bu evde çocuk sesi yankılanmalı. Lütfen, benimle tam bir aile ol,’ diye yalvarıyordu. İki ay boyunca her gün aynı konuyu açtı. En son, ‘Başvurunun hızlı onaylanmasını istiyorsan öğretmenliği bırakman lazım. Sosyal Hizmetler senin evde olmanı şart koşar gibi bakıyor,’ dediğinde dondum kaldım. Yıllardır emek verdiğim mesleğimi bırakmamı istiyordu. Ama gözlerindeki o tuhaf paniği ve çaresizliği sevgiye yordum. ‘Tamam,’ dedim, ‘Madem bu kadar istiyorsun, bırakacağım.’
Özel okuldan tazminatımı alıp ev hanımlığına geçiş yaptım. Murat süreci öyle bir hızlandırdı ki, aylar içinde Efe ve Ege adında, dört yaşında dünya tatlısı iki ikiz kardeşi evimize getirdik. Murat dosyalarını kendi bulmuş, özellikle bu iki çocuğu almak için kurumu adeta ablukaya almıştı. Çocuklar eve geldiğinde ilk günler rüya gibiydi. Birlikte oyunlar oynuyor, parka gidiyorduk.
Sonra yavaş yavaş evin üzerine bir karabulut çöktü. Murat çocuklarla bağ kurmak bir yana, onlarla aynı odada bile duramamaya başladı. Akşamları eve geç geliyor, geldiğinde de yüzüme bile bakmadan çalışma odasına kapanıyordu. Tek başıma iki hareketli çocuğa yetmeye çalışıyor, bitkinlikten ağlıyordum. Kendi kendime, ‘Erkekler bu sürece geç adapte olur, zamanla alışacak’ diyerek onu haklı çıkarmaya çalışıyordum.
Ama asıl gerçek, zihnimin alabileceğinden çok daha korkunçtu.
Geçen hafta öğleden sonra, çocuklar kanepede yorgunluktan sızdığında eve sessizlik hakim oldu. Murat’ın da uyuduğunu düşünmüştüm. Koridorda yürürken onun çalışma odasından gelen fısıltıyı duydum. Kapı aralıktı.
‘Psikolojim kaldırmıyor abi, yapamıyorum,’ diyordu ağlamaklı bir sesle. Karşısındakinin abisi olduğunu anladım. ‘Ona yalan söylemeye devam edemem… Selma benim onunla bir aile kurmak istediğimi sanıyor…’
Kalbim göğsümde sıkıştı. Ne demekti bu?
‘Ama o çocukları evlat edinmemin GERÇEK SEBEBİ bu değildi,’ dedi boğuk bir hıçkırıkla. Sonra ellerimi titreten, kanımı donduran o itiraf döküldü dudaklarından. ‘Ben o çocuklara her baktığımda, dört yıl önce Çeşme otobanında arabalarına çarpıp kaçtığım anne babalarının ölü yüzlerini görüyorum abi! O yağmurlu gecede o arabayı şarampole ben yuvarladım. Yetimhanede büyüdüklerini öğrenince vicdan azabından çıldırdım, onları alırsam günahlarımdan arınırım sandım ama yapamıyorum… O çocukların hayatını ben mahvettim!’
Nefes alamadım. Odanın kapısında dizlerimin bağı çözüldü, sırtımı duvara yaslayarak yere çöktüm. Dört yıl önce… Arabasının ön tamponu parçalanmış halde gece yarısı titreyerek eve geldiği, ‘Yola köpek atladı, bariyerlere çarptım’ dediği o gece. Benim kocam bir katildi. İki masum insanın canını almış, kaçmış ve şimdi o suçluluk duygusunu hafifletmek için, o insanların çocuklarını bir ‘proje’ gibi evimize sokmuştu. Beni de bu hastalıklı kefaretinin bir bakıcısı yapmıştı.
Gözyaşlarım korkuyla birbirine karıştı. O odadan nasıl uzaklaştım, çocukları uyandırmadan o evden nasıl çıktım hatırlamıyorum. Hemen karakola gidip her şeyi anlattım. Murat şu an cezaevinde, yargılanmayı bekliyor. Ben ise tekrar öğretmenliğe dönmek için başvurumu yaptım ve Efe ile Ege’nin yasal koruyucu ailesi olarak kalmak için hukuk mücadelesi veriyorum. Onların hayatını çalan adamın karısıydım belki ama şimdi o çocuklara hayatlarını geri vermek için elimden geleni yapacağım.