Kocamın Gizli Hayatını Ortaya Çıkarmak İsterken Karşılaştığım Şok: Sevgililer Günü İntikamım Hayatımın Utancı Oldu

Ben Zeliha. İstanbul’un gürültüsünde, Şişli’nin yokuşlarında geçen tam yirmi yıllık bir evlilik… Eşim Ferhat, sessiz, sakin ama ailesine aşırı düşkün bir adamdır. Kızım Aslı’yı kundağındayken bırakıp giden ilk eşimden sonra, Ferhat ona ‘kızım’ dediği ilk gün, benim için dünyanın en muhteşem erkeği olmuştu. Şimdilerde Aslı, 25 yaşında gencecik bir gelin adayıydı. Düğün hazırlıkları tüm hızıyla sürüyordu. Ancak her şeyin 45.000 TL asgari ücret sınırlarında boğuştuğu bu ekonomik krizde, sadece beyaz eşyaların bile 400.000 TL’yi geçtiği bir dönemde Ferhat’ın omuzlarına binen yükü görebiliyordum. Yine de bu, bana yalan söylemesini haklı çıkarmazdı.
Ferhat’ın o tuhaf halleri geçen kışın ortasında, Şubat ayında başladı. Normalde her akşam sekizde evde olan adam, her Salı ‘bölge bayilerinde hesap denetimi var, gece geç geleceğim’ demeye başladı. Başlangıçta inandım. Taa ki telefonunu bir ajan gibi gizlemeye, banyoya bile telefonuyla girmeye başlayana kadar. Ekranına bir saniye bile bakmam yasaktı sanki. Bu halleri beni delirtiyordu.
Geçen hafta, Ferhat salonda televizyon karşısında uyuya kalmıştı. Telefonu sehpada titreşti. Ekranda düşen mesaj tam olarak şuydu:
‘Salı planını unutma. Akşam geç kalma. Lola’nın sana göstereceği YENİ HAREKETLERİ var, inanamayacaksın! ❤️ — Canan’
Kalbim duracak gibi oldu. ‘Lola’ mı? ‘Canan’ mı? İki kadın ismi mi vardı işin içinde? Ve ‘yeni hareketler’ derken ne demek istiyordu? Gözlerim doldu. Elli beş yaşındaydım ve kocamın bir, hatta belki iki genç kadınla karanlık işler çevirdiği şüphesi beynimi kemirmeye başladı. Kendi kendime yemin ettim; bu işin peşini bırakmayacaktım.
Ertesi Salı, akşam karanlığı çöktüğünde Ferhat evden çıktı. Bir taksiye atlayıp onu takip ettim. Şişli’den çıkıp Maslak Oto Sanayi’nin en ücra, izbe sokaklarından birine girdi. Tabelası bile olmayan, camları tamamen siyaha boyanmış bir deponun önünde durdu. İçeri girerken etrafını kontrol edişi tam bir suçlu gibiydi. Taksinin içinde iki saat boyunca bekledim. O karanlık deponun içinde kocamın o ‘Lola’ denen kadınla ne yaptığını hayal ettikçe sinirden ağlıyordum. Onu o an basabilirdim ama hayır… İntikam soğuk yenen bir yemektir. Sevgililer Günü yaklaşıyordu ve ben ona hayatının şokunu yaşatacaktım.
14 Şubat sabahı saat beşte ayağa kalktım. İçimde fırtınalar kopuyordu. Ferhat’ın o çok sevdiği sabah kahvesini hazırladım. Ancak içine bir tatlı kaşığı karbonat ve bolca limon tuzu karıştırdım. Tadı zehir gibi, asidik bir cehennem suyu olmuştu. Yanına da zarif, kırmızı kurdeleli ÖZEL BİR HEDİYE KUTUSU yerleştirdim. Kutunun içinde evliliğimizin ilk yılında bana aldığı yüzük ve Canan’dan gelen o iğrenç mesajın ekran görüntüsünün çıktısı vardı. Yatak odasının kapısını sertçe açıp tepsiyi başucuna fırlatırcasına koydum.
‘Sevgililer Günün kutlu olsun, yalancı,’ dedim dişlerimin arasından.
Ferhat irkilerek uyandı, gözlerini ovuşturdu. Hiçbir şeyden habersiz, şaşkınlıkla kahve fincanına uzandı. Büyük bir yudum aldı.
Saniyeler içinde yüzü morardı. Kahveyi halıya püskürterek öksürük krizine girdi. Boğazını tutuyordu.
Kutuyu işaret ettim. ‘Aç şunu! Lola denen o sürtük de bu hediyeye sevinir mi sence?’ diye bağırdım.
Ferhat’ın elleri titreyerek kutuyu açtı. İçindeki mesajın çıktısını ve yüzüğü görünce gözleri yuvalarından fırlayacak gibi oldu. Sırtını yatağın başlığına çarptı.
‘Zeliha,’ diye fısıldadı soluk soluğa, bir yandan da ağzındaki iğrenç tadı silmeye çalışıyordu. ‘Sen… Sen bana zehir mi verdin?’
Kollarımı göğsümde bağladım, sessizce cezasını çekmesini izledim.
Yutkundu, boğazı tahriş olmuştu. ‘Çok büyük… Çok korkunç bir hata yaptın Zeliha,’ dedi zar zor. ‘Söylediğin şeylerin hiçbiri gerçek değil. Canan Hanım… Canan Hanım bir oto tamircisi. Lola ise…’
Duraksadı, acıyla öksürdü.
‘Lola benim… Lola benim kızımız Aslı için hurdalıktan alıp topladığım 1973 model klasik Anadol arabanın adı! Yeni hareketler dediği şey de arabaya yeni takılan hidrolik süspansiyon sisteminin denemesiydi!’
Odada yankılanan bu kelimelerle birlikte zaman durdu. Kulaklarım uğulduyordu. Ferhat komodinin çekmecesini çekip içinden bir fotoğraf albümü çıkardı ve önüme attı. Fotoğraflarda kocamın Maslak Sanayi’deki o karanlık depoda, elleri yağ içinde, hurda bir arabayı adım adım, aylarca uğraşarak bir gelin arabasına dönüştürdüğü kareler vardı.
‘Düğün masrafları yüzünden hayalindeki o klasik gelin arabasını kiralayamadığını duyunca dünyam yıkılmıştı,’ dedi Ferhat, gözlerinden yaşlar süzülürken. ‘Ben de hurdadan bir araç buldum. Her Salı gecesi sanayide Canan Usta’yla beraber kaportasını düzelttik, boyasını attık. Sana sürpriz yapacaktım…’
Yere, halının üzerindeki o dökülmüş kahve lekelerinin yanına çöktüm. Yirmi yıllık kocam, evladımızın yüzü gülsün diye gecesini gündüzüne katıp sanayide tırnaklarını çürütmüş, ben ise onun hayatını cehenneme çevirmiştim. O zehir gibi kahveyi aslında kendi ruhuma içirmiştim. Ferhat’ın ayaklarına kapanıp hıçkırıklara boğuldum. O gün Aslı, üstü açık kırmızı klasik arabası ‘Lola’ ile evden çıkarken, Ferhat ile el ele tutuşup ağlıyorduk. Ben hem mutluluktan, hem de ömrüm boyunca unutamayacağım o utançtan ağlıyordum.