Kızımın Tedavisi İçin Gereken 6 Milyon TL Gizlice Ödendi! Yıllar Sonra Karşıma Çıkan Adamın Anlattıkları Yürekleri Dağladı!
İzmir’in o meşhur kavurucu yaz sıcağında, Ege Üniversitesi Hastanesi’nin bahçesinde çaresizce gökyüzüne bakarken hissettiğim o derin boşluğu hayatım boyunca unutamam. Canım kocam Hasan’ı kolon kanserine kurban vereli çok olmamıştı.
Hayatımın en büyük dayanağını toprağa vermişken, yedi yaşındaki kızım Ceren’in doğuştan gelen ve yıllardır uyuyan kalp rahatsızlığı bir anda tetiklenmişti.
Doktorun odasındaki o yankılanan ses hala kulaklarımda: ‘Ayşe Hanım, Ceren’in kalp kapakçığının acilen değişmesi gerek. Süremiz çok dar. Türkiye’de bu ameliyatı yapabilecek tek bir özel hastane var.’
Karşıyaka’daki o lüks özel hastanenin muhasebecisinin önüme koyduğu evrakta tam 6.000.000 TL yazıyordu. Rakama bakarken gözlerim karardı. Özel sigortamız, ‘doğumsal hastalıklar poliçe kapsamı dışındadır’ diyerek talebimizi peş peşe üç kez reddetmişti.
Gece yarısı, Hasan’la onca anımızın olduğu evimizde, o mühürlü ret kağıdına bakarak saatlerce ağladım.
Bir şirketin kar-zarar tablosundaki ufacık bir rakam, benim dünyalar güzeli kızımın yaşamasına engel mi olacaktı? Ertesi gün hiç düşünmeden, rahmetli kayınpederimden kalan dede yadigarı yazlığı ve oturduğumuz evi yarı fiyatına satılığa çıkardım. Eşyaları toplamaya bile halim yoktu.
Sabahın ilk ışıklarıyla, en azından hastaneye yatış için gerekli olan kaporayı ödemek umuduyla muhasebe servisine gittim.
Uykusuzluktan gözlerim kan çanağı gibiydi. Bankodaki memur, orta yaşlı bir adamdı. Adımı ve Ceren’in kimlik numarasını girdi. Tuşlara basmayı aniden bıraktı. Ekrana o kadar yakından baktı ki, gözlükleri burnunun ucuna düştü. Kalbim korkuyla sıkıştı.
Adam ekranı bana çevirdi ve şaşkınlıkla, ‘Ayşe Hanım… Burada bir gariplik var. Bakiyeniz sıfır,’ dedi.
‘Nasıl yani? Sistemde mi bir hata var?’ diye kekeledim.
‘Hayır,’ dedi memur sesini alçaltarak. ‘Ceren Hanım’ın 6 Milyon TL’lik tüm ameliyat masrafları eksiksiz ödenmiş. Bu sabah çok erken saatlerde İsviçre merkezli bir bankadan EFT gelmiş. Açıklama kısmında hiçbir isim yok. Sadece ANONİM yazıyor.’
Nefesim kesildi. Gözümün önü karardı ve yere, o soğuk mermer zemine nasıl yığıldığımı hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda acil servisteydim. O meçhul kahraman sayesinde Ceren o gün ameliyata alındı. Tam sekiz saat süren o kabus gibi operasyonun ardından mucize gerçekleşti; kızımın kalbi yeniden, sapasağlam atmaya başladı.
Aradan tam dört uzun yıl, 1.460 gün geçti. Bu süre zarfında bizi hangi gizli elin ipten aldığını düşünmekten delirecek gibi oluyordum. Acaba yardımsever bir iş adamı mıydı? Yoksa Hasan’ın eski bir askerlik arkadaşı mı?
Geçtiğimiz hafta, Bostanlı sahilinde denizden esen serin imbatın tadını çıkarıyorduk. Ceren artık 11 yaşındaydı. Patenleriyle sahil yolunda rüzgar gibi kayıyor, yüzündeki o muhteşem gülümsemeyle etrafa neşe saçıyordu. Tam o sırada, sahilin kenarındaki yola siyah, camları filmli VIP bir minibüs yanaştı. İçinden lacivert takım elbiseli, dik duruşlu, saçları hafif kırlaşmış bir adam indi. Yürüyüşünde insanı ezen bir özgüven, ama aynı zamanda tuhaf bir gerginlik vardı. Adımlarını doğrudan bana yöneltti.
Tam karşıma geçtiğinde, ‘Ayşe?’ diye sordu.
Hemen ayağa kalkıp Ceren’le arasına girdim. ‘Siz de kimsiniz? Beni nereden tanıyorsunuz?’ diye sordum defansif bir tavırla.
Adam yavaşça güneş gözlüklerini çıkardı. Gözleri yaşlıydı ve elleri titriyordu. ‘Bendim…’ dedi fısıltıyla. ‘O hastane faturasını ben ödedim.’
Dünya o an etrafımda dönmeyi bıraktı. Dalgaların sesi bile kesildi sanki. ‘Ama neden? Siz kimsiniz ve neden bizim için bunu yaptınız?’ diye haykırdım.
Adam, paten kayan Ceren’e uzun uzun, sevgiyle ve acıyla baktı. Sonra gözlerimin içine dönerek, ‘Çünkü bunu size, daha doğrusu ona borçluydum,’ dedi.
‘Kime borçluydunuz? Ne borcu?’
Adamın ağzından çıkanlar, ayaklarımın altındaki toprağı kaydırdı: ‘Ben Turgut… Hasan’ın abisiyim.’
Şokla geri adım attım. Hasan’ın abisi mi? Hasan yıllar önce abisiyle babalarından kalan bir miras yüzünden kavga ettiklerini ve bir daha hiç görüşmediklerini söylemişti. Turgut ağlayarak devam etti: ‘Biz Hasan’la o lanet olası tarla yüzünden yıllarca küs kaldık.
O bana hep adım atmaya çalıştı, ben gururumdan onu her defasında reddettim. Kanser olduğunu öğrendiğinde beni defalarca aramış… Telefonlarını açmadım. Mesajlarını okumadan sildim. İnadım kör etmişti beni. Ne zaman ki o lanet kibrimi yenip onu aramaya karar verdim… Öğrendim ki kardeşimi toprağa vermişsiniz.’
Hıçkırıklara boğulan Turgut, yere çökmemek için bankın kenarına tutundu. ‘Hasan öldükten sonra her gece cehennemi yaşadım. Onu benden alan o gururumdan nefret ettim.
Sizi uzaktan takip ettirdim. Ceren’in hastalandığını, o parayı bulamadığınızı öğrendiğimde, kardeşimin emanetini kurtarmanın, ona yapamadığım abiliği kızı için yapmanın tek çarem olduğunu anladım. O parayı ödemek benim kefaretimdi Ayşe. Kardeşimin mezarına gidip af dileyecek yüzüm yoktu, ben de onun canından kanından olan kızını yaşatarak ondan af diledim.’
Yıllardır içimde biriken tüm acı, şaşkınlık ve öfke o an eriyip gitti. Karşımda duran bu zengin, güçlü adam; aslında sadece kardeşinin yokluğuyla kavrulan, pişmanlıklar içinde kıvranan bir abiydi.
Ceren yanımıza geldiğinde, Turgut amcasına ilk kez sarıldı. O gün Bostanlı sahilinde, kırılmış, dağılmış ve acıyla sınanmış bir ailenin, gözyaşları içinde yeniden doğuşuna şahit olduk.
