İyilik Meleği Maskesi: Çay Bardağındaki Zehirli Şüphe

Tarih: 13.04.2026 00:53

Haber Görseli

Elli dört yıllık ömrümün en büyük yanılgısını, kızımın Fatih’teki o güzel evinden ayrıldığım gün yaşadım. Kızım Elif ve damadım Burak ile birlikte kalıyordum. Bana bir gün olsun öf bile demediler. İkisi de çalışıyor, didiniyordu. Akşamları sofraya oturduğumuzda, onların yorgun yüzlerine bakar, ‘Ben burada fazlalığım’ derdim kendi kendime. Yeni evliydiler, salonun başköşesinde oturup onların hayatını kısıtlayan bir anne olmak ağrıma gidiyordu. Kendi başımın çaresine bakmak, onlara rahat bir nefes aldırmak en büyük arzumdu.

Halk Eğitim Merkezi’nde gittiğim dikiş nakış kursundan arkadaşım Sebahat, bir gün ders çıkışı yolumu kesti. ‘Aysel abla,’ dedi fısıltıyla, ‘Bizim mahallede Kemal Bey var. Terzilikten emekli. Eşi vefat edeli çok oldu. Ağzı var dili yok bir adamdır. Senin de yalnızlık çektiğini biliyorum, tanıştırayım sizi.’

Başta ‘Bu yaştan sonra ne münasebet’ desem de, içimdeki o ‘kızıma yük oluyorum’ hissi ağır bastı. Kemal’le Balat sahilinde, küçük bir çay bahçesinde buluştuk. Elleri nasırlı, gözleri yere bakan, saygılı bir adamdı. Bana güller almadı, şiirler okumadı. ‘Benim evim geniştir Aysel Hanım, sessizliği severim. Bir hayat arkadaşı arıyorum, yoldaş arıyorum’ dedi. Bu dinginlik, aradığım güven kapısı gibi göründü gözüme. Nikah kıymadan, sadece birbirimize yoldaş olmak niyetiyle eşyalarımı toplayıp Kemal’in Eyüp’teki iki katlı müstakil evine yerleştim.

İlk bir ay cennet gibiydi. Sabahları taze simit alıyor, akşamları avludaki asma altında karşılıklı çay içiyorduk. Elif ve Burak da ziyaretime geliyor, halimden memnun olduğumu görünce içleri rahat ediyordu. Ta ki o görünmez duvarlar etrafıma örülmeye başlayana kadar.

Kemal’in ufak tefek soruları başladı. ‘Aysel, bakkala giderken niye arka sokağı kullandın?’ diyordu mesela. ‘Neden kapıya gelen kargocuyla o kadar uzun konuştun?’ Veya kızım Elif aradığında telefonu hemen açmazsam, ‘Niye bekletiyorsun, ne saklıyorsun?’ diyordu. Bu soruları, yaşlılık huysuzluğu veya geçmişte yaşadığı yalnızlığın getirdiği bir kaybetme korkusu olarak yorumladım. Sevildiğimi, önemsendiğimi hissettiğim için ses çıkarmadım.

Fakat haftalar geçtikçe, Kemal’in evdeki tavırları tuhaflaştı. Önce evin dış kapısındaki kilidi değiştirdi. Sonra, pencerelere kalın demir parmaklıklar taktırdı. Bana ‘Mahalle tekin değil, senin güvenliğin için yapıyorum’ diyordu. Ancak asıl gerçek, bir perşembe öğleden sonrası yüzüme bir tokat gibi çarptı.

Kemal Cuma namazı için camiye gittiğinde, evin temizliğini yapıyordum. Yıllardır kilitli tuttuğu ve bana ‘eski dikiş makinelerim var, tozlu girme’ dediği odanın kapısı tesadüfen aralık kalmıştı. İçeri girdiğimde gördüğüm manzara nefesimi kesti. Oda tozlu falan değildi. Duvarlarda benim kızım Elif, damadım Burak, kurs arkadaşım Sebahat ve hatta mahalledeki bakkalın fotoğrafları asılıydı. Fotoğrafların üzerinde kırmızı kalemle çarpı işaretleri vardı.

Masadaki açık deftere yaklaştım. Gözlerime inanamıyordum. Kemal, benim eve geldiğim ilk günden beri gün gün, saat saat rapor tutmuştu. Ama bu raporlar bana değil, kızıma ve damadıma aitti. Kemal, damadım Burak’ın yıllar önce çalıştığı holdingden haksız yere işten çıkarılmasına sebep olan eski müdürünün ta kendisiydi! İsmini değiştirmiş, kılık değiştirmiş, o mahallede sessiz bir terzi rolüne bürünmüştü. Burak’ın açtığı tazminat davası yüzünden tüm servetini kaybetmiş, intikam almak için en zayıf noktalarından, yani benden onlara sızmayı planlamıştı.

Bana sorduğu sorular kıskançlık değildi. ‘Kiminle konuştun?’ derken Burak’ın avukatıyla görüşüp görüşmediğimi anlamaya çalışıyordu. ‘Neden geç kaldın?’ derken, kızımın evine gidip onlara planlarını açık edip etmediğimi kontrol ediyordu. Beni bir hayat arkadaşı olarak değil, düşmanının evine yerleştireceği canlı bir kamera, bir rehine olarak almıştı evine.

Ellerim titreyerek o odadan çıktım. Ne eşyamı topladım, ne de arkama baktım. Kapının yeni kilidini güçlükle açıp kendimi sokağa attığımda, arkamdan yaklaşan ayak seslerini duydum. Kemal sokağın başındaydı, gözlerinde o sessiz adamdan eser yoktu. Bana doğru koşmaya başladığında, mahallenin ortasına atlayıp avazım çıktığı kadar bağırdım. Komşuların camlara çıkmasıyla Kemal olduğu yerde donakaldı, ardından sessizce geri dönüp evinin kapısını kilitledi. O gün anladım ki; kimseye yük olmamak için çıktığım yol, kızımın ve damadımın hayatını bir uçuruma sürükleyebilirdi. Kendi ayaklarımın üzerinde durmanın ilk şartı, bastığım toprağın kime ait olduğunu bilmekti.