“Bu bir dükkânın anahtarı,” dedi. “Ve bu da tapusu. Artık sizin.”
Ayakkabıcı şaşkınlıkla geri çekildi.
“Olmaz kızım! Ben bunu istemem.”
Elif diz çöktü.
“Amca, bu bir sadaka değil. Bu bir vefa.”
Etraflarında insanlar toplanmıştı. Kimisi ağlıyor, kimisi sessizce izliyordu. Elif devam etti:
“Benim bugün burada durmamın sebebi sizsiniz. Şimdi sıra bende.”
Ayakkabıcı anahtarı titreyen elleriyle aldı. Gözlerini gökyüzüne kaldırdı.
“Demek iyilik gerçekten kaybolmuyor,” dedi fısıltıyla.
O gün, ayakkabıcı tezgâhını son kez kapattı. Ama bu bir veda değil, bir başlangıçtı. Çünkü bir zamanlar verdiği küçücük bir iyilik, yıllar sonra koca bir hayata dönüşmüştü.