Elif’in dudakları titriyordu. Avucundaki paraya değil, karşısındaki adamın gözlerine bakıyordu. O gözlerde ne zenginlik vardı ne de fazlalık… Sadece yorgunluk ve saf bir iyilik.
Ayakkabıcı başını salladı.
“Eminim kızım. Gitmeden önce ağlamanı durdur. Okuluna geç kalma.”
Elif’in gözlerinden yaşlar tekrar aktı ama bu kez acıdan değil, minnetten. Ayakkabıcının ellerini tuttu, defalarca teşekkür etti. Ardından arkasına baka baka koşarak uzaklaştı. Ayakkabıcı, kızın köşeden kayboluşunu izledi. Sonra tezgâhına geri döndü. İçini bir sessizlik kapladı. Cebinde artık neredeyse hiç para yoktu ama kalbi garip bir şekilde huzurluydu.
O akşam evine döndüğünde, kuru bir ekmekle çay içti. Oda karanlıktı, soba yanmıyordu. Ama aklında Elif’in korkmuş yüzü vardı. “En azından bu gece o rahat uyuyacak,” diye düşündü. Kendisini avutacak başka bir şey yoktu.
Günler haftaları kovaladı. Ayakkabıcı yine her sabah erkenden tezgâhını açtı, aynı kaldırımda çalışmaya devam etti. Bazen işi oldu, bazen hiç müşteri gelmedi. O verdiği parayı bir daha geri alabileceğini hiç düşünmedi. Elif’i de bir daha görmedi.
Yıllar geçti.
Ayakkabıcının saçları iyice beyazladı, beli daha çok büküldü. Tezgâhı eskidi, elleri nasırla doldu. Mahalle değişti, dükkânlar kapandı, insanlar taşındı. Ama o hâlâ aynı köşedeydi. Kimse adını bile bilmiyordu. Herkes ona sadece “ayakkabıcı amca” diyordu.
Bir sonbahar sabahıydı. Hava serin, sokak alışılmadık derecede kalabalıktı. Ayakkabıcı, önünden geçen lüks arabaları görünce şaşırdı. Ardından siyah bir araç tam tezgâhının önünde durdu. Şoför indi, kapıyı açtı.
İçinden şık giyimli genç bir kadın indi. Topuklu ayakkabıları kaldırıma bastığında ayakkabıcı başını kaldırdı. Kadın etrafına baktı, sonra gözleri bir anda onunla buluştu.
Kadının gözleri doldu.
“Amca…” dedi kısık bir sesle.
Ayakkabıcı dikkatle baktı ama tanıyamadı.
“Buyur kızım?”
Kadın çantasını yere bıraktı, eğildi ve ayakkabıcının ellerini tuttu.
“Beni tanımadınız mı?”
Ayakkabıcı başını iki yana salladı.
“Affet kızım… Yaşlandım. Gözlerim de eskisi gibi değil.”
Kadın gülümsedi, gözlerinden yaşlar süzüldü.
“Ben Elif’im amca. Yıllar önce… okul paramı kaybettiğim gün…”
Ayakkabıcının nefesi kesildi. Elif’in yüzüne baktı. O küçük, ağlayan kız gitmiş; karşısında güçlü, kendinden emin bir kadın duruyordu.
“Sen… sen Elif misin?” dedi titreyerek.
“Elif’im,” dedi kadın. “Sayenizde…”
Ayakkabıcı ellerini çekmeye çalıştı ama Elif bırakmadı.Devamı sonrki syfda..