Kerem, buz gibi bir sesle, "Bunu senin o çok kıymetli, şifreli özel kasanın içinde buldum," dedi. Gözlerindeki o kör edici sevgi perdesi kalkmış, yerine saf bir hayal kırıklığı ve öfke yerleşmişti. "Neden Can'ın annesinden kalan her şeyi çöpe atmak için bu kadar çırpındığını şimdi anlıyorum. Sen sadece onun hatırasından değil, gerçeğin ortaya çıkmasından korkuyordun."
Aylin titremeye başladı, "Kerem, lütfen dinle, o defteri okumamalıydın..." diye kekeledi ama oğlum onu tek bir el işaretiyle susturdu.
"Selma'nın hastalığının son aylarında ona bakan o şefkatli hemşire sendin, değil mi Aylin?" dedi Kerem, kelimeleri birer zehirli ok gibi vurgulayarak. "Evimize melek gibi girmiştin. Ama Selma o günlüğe her şeyi yazmış. Hastalığının nasıl aniden kötüleştiğini, ona verdiğin ilaçların dozunu nasıl gizlice değiştirdiğini, benimle yalnız kalabilmek için onu nasıl manipüle edip uykuya mahkûm ettiğini..."
Nefesim kesildi. Can'ın minik ellerini sımsıkı tuttum ve onu kendime çektim. Olanlara inanamıyordum. Karşımdaki kadın sadece şımarık bir üvey anne değil, kendi çıkarları için evimize sızmış acımasız bir yılandı.
Kerem günlüğü havaya kaldırdı. "Bugün eve erken geldim çünkü avukatımla görüşmüştüm. Senin geçmişini araştırdık. Daha önceki çalıştığın iki hastada da benzer tesadüfler olmuş. Selma'nın günlüğü sadece bir şüphe değil, polisin az önce açtığı yeni soruşturmanın en büyük kanıtı. Defteri bulup kasana sakladın çünkü yok etmeye kıyamadığın bir kibrin vardı; başardığını, bizi nasıl kandırdığını anlatan o satırları okumak hoşuna gidiyordu."
Aylin bir anda yere çöküp hıçkırıklara boğuldu. "Seni seviyordum! Sadece seninle ve bu hayatla olmak istedim!" diye feryat etti ama Kerem'in yüzünde zerre kadar merhamet yoktu.
"Sen sadece kendini sevdin," dedi oğlum soğukkanlılıkla. Ardından gözlerini çöp konteynerine çevirdi. Orada, Can'ın ilmek ilmek ördüğü, Selma'nın kokusunu taşıyan o tavşanlar duruyordu. Kerem ceketini çıkardı, takım elbisesine aldırış etmeden çöp konteynerine eğildi ve o minik tavşanları tek tek, özenle çıkarıp temiz bir kutuya geri koymaya başladı.
Uzaktan polis sirenlerinin sesi duyulmaya başladığında Aylin tamamen yıkılmış, köşeye sinmişti. Kerem son tavşanı da alıp üzerindeki tozu nazikçe silkeledikten sonra Can'ın yanına diz çöktü. Gözlerinden yaşlar süzülürken oğluna sımsıkı sarıldı.
"Beni affet oğlum," diye fısıldadı, sesi acı ve pişmanlıkla titriyordu. "Sizi koruyamadığım için, annenin emanetlerine sahip çıkamadığım için beni affet."
Can, minik elleriyle babasının yaşlı gözlerini sildi. "Önemli değil baba," dedi fısıltıyla. "Bak, tavşanlarım kurtuldu."
Polisler Aylin'i kelepçeleyip götürürken o bahçede sadece üçümüz kaldık. O gün o çöp kutusundan sadece Can'ın oyuncakları değil, bizim parçalanmış ailemiz de kurtarılmıştı. Ertesi sabah ilk işimiz, o yüz minik tavşanı hastanedeki hasta çocuklara dağıtmak oldu. Her bir çocuğun yüzündeki gülümsemede, Selma'nın o eşsiz şefkatini ve bizi karanlıktan çekip çıkaran ışığını gördük. Artık evimizde yalanlara yer yoktu; sadece dürüstlük, sevgi ve umut dolu yarınlar vardı.