“Nasıl… ne zaman?”
“Doğumdan iki gün önce. Borçları çoktu. Banka bastırıyordu. İcra gelecekti. Çaresiz kaldı.”
“Bana neden söylemedi?”
“Çünkü seni doğumdayken üzmek istemediğini söyledi. Bir süre idare ederiz sandı.”
“Beni kapının önüne koyarak mı?” Sesim titriyordu.
Kadın sustu. Cevap veremedi.
Telefonu kapattım. Emine Hanım’a baktım. Gözlerim doluydu ama ağlamıyordum. Çünkü artık ağlayacak yer kalmamıştı.
O geceyi Emine Hanım’da geçirdik. Bebekler aynı beşikte uyurken, ben tavana bakıp her şeyi baştan sona düşündüm. Serdar’ın “annem hasta” diyerek bizi almaya gelmemesi… Beni eve yalnız göndermesi… Çünkü ev artık onun değildi. Yeni sahipler vardı. Benim kapıyı açmamı istemiyordu.
Sabah olduğunda mesaj geldi.
Serdar:
“Evi satmak zorundaydım. Borçlar büyüktü. Seni ve çocukları icrayla yüz yüze bırakamazdım. Bir süre idare edeceğiz. Konuşmak istemiyorum. Avukatımla iletişime geç.”
Bir süre ekrana baktım. Sonra telefonu masaya bıraktım. İlk kez net bir şey hissettim: hayal kırıklığı değil, öfke de değil. Soğuk bir açıklık.
Serdar kaçmamıştı. Sadece sorumluluğu paylaşmamıştı.
Birkaç gün sonra avukatla görüştüm. Gerçekler bir bir ortaya çıktı. Serdar aylarca kredi çekmişti. Borçlar gizlenmişti. Ev, gerçekten de onun üzerineydi ve satışı yasaldı. Ama beni ve yeni doğmuş çocukları habersiz bırakması, hukuken de ahlaken de savunulamazdı.
Geçici bir ev ayarlandı. Küçük, eşyasız ama temiz. İlk gece orada kaldık. Ela ve Su’nun nefesini dinlerken düşündüm: Bu ev, eskisi gibi olmayacak ama gerçek olacak. Yalanlarla dolu bir “yuva”dan daha değerliydi.
Serdar’ı bir süre sonra yüz yüze gördüm. Yorgundu. Omuzları çökmüştü.
“Başka çarem yoktu,” dedi.
“Vardı,” dedim sakinlikle. “Beni dahil edebilirdin. Beraber çözebilirdik. Ama sen beni dışarıda bıraktın.”
Gözlerime bakamadı.
“Ben kapının önünde kalmadım Serdar,” dedim. “Sen beni hayatının dışında bıraktın.”
Boşanma süreci başladı. Zor oldu. Ama netti. Aylar geçti. Bebekler büyüdü. Geceler hâlâ uykusuzdu ama korkusuzdu.
Bazen o eski evin önünden geçiyorum. Başkalarının ışıkları yanıyor artık. İçimde bir sızı olmuyor.
Çünkü anladım:
Serdar evi satmıştı, evet.
Ama ben, kapının önünde kaldığım o gün, kendime yeni bir hayat satın almıştım.
Ve bu kez, anahtar tamamen bendeydi.