Yedi yaşındaki Lina, okuldan eve doğru her zamanki gibi yürüyordu. Bu sokak ona çok tanıdıktı; sırt çantası omzunda sallanıyor, aklında çocukça düşünceler dolaşıyordu. Etrafında sessiz evler, yol boyunca dizilmiş ağaçlar ve yakındaki fırından gelen taze çörek kokusu vardı. Her şey sıradan ve güvenli görünüyordu.
Ama bir anda Lina, sanki birinin onu izlediğini hissetti. İlk başta bunu önemsemedi, hayal gördüğünü düşündü. Yine de içindeki huzursuzluk geçmedi. Adımlarını biraz hızlandırdı ve dikkatlice arkasına baktı.
Sokağın sonunda, siyahlar içinde uzun boylu bir adamın onu takip ettiğini fark etti. Başındaki koyu renkli şapka yüzünü neredeyse tamamen gizliyordu ve bu da onu daha ürkütücü gösteriyordu.
Lina hızlandı. Kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyordu. Artık adamın gerçekten onu izlediğinden emindi. Ağır adımlar giderek yaklaşıyor, aralarındaki mesafe hızla kapanıyordu. Evi sadece bir sokak ötedeydi ama korkudan bacakları ağırlaşmıştı.
Bir kez daha arkasına baktı ve göz göze geldiler. Adamın bakışları soğuk ve ifadesizdi. Sokak ise o an fazlasıyla sessizdi.
Başka bir çocuk belki koşar ya da bağırırdı. Ama Lina beklenmedik bir şey yaptı.
Aniden durdu. Yavaşça arkasını döndü ve adamın gözlerinin içine baktı.
Ve sonra… onun hayatını değiştiren o şeyi yaptı…
Yolun ortasında aniden durdu, yavaşça yabancıya doğru döndü ve doğrudan ona baktı. O an kalbinin nasıl attığını hâlâ hissediyordu ama kaçmak yerine yerinde durmayı seçmişti.
Ve sonra Lina, o anda hayatını kurtaran şeyi yaptı.
Bir anda yüzüne hafif bir gülümseme yerleştirdi ve yüksek, net bir sesle konuştu:
“Merhaba amca! Annem birazdan burada olacak, beni almaya geliyor.”
Sokak hâlâ sessizdi ama Lina’nın sesi bu sessizliği delip geçti. Cümlesi sıradan gibi görünse de aslında bilinçliydi. Yalnız olmadığını ima ediyordu. Adamın gözleri ilk kez belirgin şekilde değişti. Kısa bir an için duraksadı.
Lina devam etti. Bu kez biraz daha yüksek sesle, sanki gerçekten biriyle konuşuyormuş gibi başını yana çevirerek:
“Anne! Buradayım!”
Bu hareketi tamamen içgüdüseldi ama etkiliydi. Yakındaki bir apartmanın balkonunda bir kadın başını dışarı uzattı. Lina bunu fark edince cesareti daha da arttı. Artık sahte bir hikâyenin içinde değildi; gerçekten de biri onu görüyordu.
Adamın adımları yavaşladı. Lina, onun kararsız kaldığını açıkça hissedebiliyordu. İçindeki korku hâlâ oradaydı ama artık kontrol tamamen onda değildi.
Lina bir adım geri attı ama kaçmadı. Göz temasını kesmeden konuşmaya devam etti:
“Eğer benimle konuşmak istiyorsanız burada konuşun. Ama yaklaşmayın.”
Bu sözler, bir çocuğun ağzından çıkmasına rağmen beklenmedik bir olgunluk taşıyordu. Adam bir an başını eğdi, sonra etrafına baktı. Sokağın başında bir kapı açılmıştı. Bir adam dışarı çıkmış, merakla etrafa bakıyordu.
Artık durum değişmişti.
Lina bunu hissetti. İçindeki korku yerini dikkatli bir kararlılığa bırakıyordu. Kaçmak yerine bulunduğu yerde kalması, aslında durumu tersine çevirmişti. Artık takip edilen değil, kontrolü elinde tutmaya çalışan taraftı.
Adam bir adım geri çekildi.
Bu küçük hareket Lina’nın fark ettiği en önemli şeydi. Çünkü bu, korkunun artık tek taraflı olmadığını gösteriyordu.
Lina fırsatı kaçırmadı. Sesini biraz daha yükseltti:
“Beni takip etmeyi bırakın! Sizi tanımıyorum!”
Bu kez sözleri daha da netti. Balkonlardaki insanlar artık açıkça bakıyordu. Az önce kapıdan çıkan adam birkaç adım daha yaklaştı.
Yabancı adamın yüzündeki gerginlik belirginleşti. Birkaç saniye boyunca Lina’ya baktı. Sonra hiçbir şey söylemeden arkasını döndü.
Ağır adımlarla geldiği yoldan geri yürümeye başladı.
Lina olduğu yerde kaldı. Nefesini tuttuğunu fark etti. Adam uzaklaştıkça, göğsündeki baskı da yavaş yavaş çözülüyordu. Ama hâlâ hareket etmedi. Ta ki adam sokağın köşesini dönüp tamamen gözden kaybolana kadar.
Ancak o zaman dizlerinin titrediğini hissetti devamı icin sonrki syfaya gecinz...