Yedi yaşında, ömrünün sadece birkaç haftası kalmış bir çocuk, cebindeki tüm parayı bir yabancıya uzattı ve tek bir şey istedi: Köpeğini almasını. Ama o yabancı beklenmedik bir şey yaptı.
O gün hastaneye sadece bir araba anahtarını teslim etmek için uğramıştım. İşim gereği günlerim yollarda, hurda arabaların arasında geçiyordu. Hastane gibi yerlerde durup düşünmek, hissetmek… bunlar bana göre değildi. Anahtarı bırakıp çıkacaktım. Hepsi bu.
Tam koridordan dönüyordum ki, bir odadan gelen boğuk bir ses duydum. Ağlama gibi ama değil… sanki biri ses çıkarmamaya çalışıyor ama başaramıyordu. Durup kapıya baktım. Hafif aralıktı.
İçeri göz attım… ve o anda çıkamayacağımı anladım.
Yatakta zayıf, solgun bir çocuk yatıyordu. Nefesi düzensizdi, kolu serumlara bağlıydı. Yüzü… bir çocuğa ait olmaması gereken kadar yorgundu. Ama asıl dikkatimi çeken şey yanında yatan köpekti.
Kızıl tüylü, kirli, zayıf bir köpek. Kaburgaları sayılıyordu. Bir patisi sarılıydı. Ama yine de çocuğa sokulmuştu, başını onun göğsüne yaslamıştı. Çocuğun eli de güçsüzce köpeğin üzerinde duruyordu.
Fark etmeden konuştum:
— Selam…
Çocuk yavaşça başını çevirdi. Gözlerinde korku yoktu. Sadece… kabullenmişlik. Ve bir şey daha: rica.
Titreyen eliyle komodinin üstündeki küçük cam kavanozu bana doğru itti. İçinde bozuk Türk liraları vardı. Fısıldadı:
— Lütfen…
Yaklaştım.
— Ne var kardeşim?
Önce köpeğe baktı, sonra bana.
— Onu al… Para burada… Köpeğimi al… Üvey babam gelmeden götür. Ben olmayınca… onu sokağa atacak…
O an içimde bir şey kırıldı. Hayatımda çok şey görmüştüm ama bu… bambaşkaydı. Bu çocuk kendi sonunu biliyordu. Ama tek derdi köpeğiydi.
Kavanozu aldım, tekrar yerine koydum.
— Paraya gerek yok. Onu ben alacağım. Söz veriyorum.
Bana uzun uzun baktı. Sanki yalan söyleyip söylemediğimi tartıyordu. Sonra çok hafif başını salladı. Elini köpeğin tüylerine bastırdı.
Tam o anda kapı hızla açıldı.
İçeri iri yapılı, sert bakışlı bir adam girdi. Yüzündeki ifade… hiç iyi değildi. Çocuğa değil, direkt köpeğe baktı.
— Bu pislik hâlâ burada mı?!
Refleksle bir adım öne çıktım.
— Köpek benim, dedim. Almaya geldim.
Adam bana şüpheyle baktı.
— Sen kimsin?
— Belediyeden… Sahipsiz hayvanları topluyoruz, dedim hızlıca.
Adamın yüzünde garip bir rahatlama oldu.
— İyi. Al götür şunu. Zaten yakında çocuk da devamı icin sonrki syfaya gecinz..…