Yaşlı kadın, kocasını ve ardından hayattaki son yakını olan kız kardeşini kaybettikten sonra köyün kenarındaki o eski ahşap evde yapayalnız kalmıştı. Evin duvarları rüzgâr estikçe inler, döşemeler her adımda gıcırdar, çatısı ise yılların yükünü taşımaktan eğrilmiş bir sırt gibi çökmüş dururdu. Ama o ev, onun anılarıydı. Yoksullukla, soğukla ve yalnızlıkla mücadele etse de her sabah sobasını yakar, bahçedeki birkaç kuru dalı toplar ve hayata tutunmaya devam ederdi.
O akşam ise kış, köyün üzerine adeta öfkeyle çökmüştü. Rüzgâr uğulduyor, kar gökyüzünden değil de yatay bir duvar gibi savruluyordu. Yaşlı kadın sobanın başında oturmuş ellerini ısıtırken, dışarıdaki fırtınanın sesine alışmaya çalışıyordu. Derken kapıya üç sert darbe vuruldu.
Bu saatte ve bu havada kim gelebilirdi?
Yüreği sıkışarak kapıyı araladı. Kapının önünde dört adam duruyordu. Hepsi iri yapılı, siyah giyimliydi. Yüzleri sertti, bakışları keskin. Elleri ve boyunları dövmelerle kaplıydı. İçlerinden biri omzunda büyük siyah bir spor çanta taşıyordu.
“Hanımefendi,” dedi en öndeki adam, sesi soğukkanlı ama yumuşatılmış bir tonla. “Yol kapandı. Bu gece burada kalabilir miyiz? Sabah olur olmaz gideriz.”
Kadın tereddüt etti. İçeri almak riskliydi. Ama kapıyı kapatmak da onları bu tipide ölüme terk etmek demekti.
“Yiyeceğim yok,” dedi zayıf bir sesle.
“Bir şey istemiyoruz.”
Vicdanı ağır bastı. “Girin.”
Adamlar sözlerini tuttular. Sessizce ayakkabılarını çıkarıp sobanın yanına oturdular. Büyük spor çantası yere bırakıldı. Kadın masaya kalan bayat ekmeği koydu, sıcak su hazırladı. Onları izlerken içini tarif edemediği bir huzursuzluk kapladı.
Bir ara çantayı açtıklarında gözleri istemsizce içine kaydı. Giysilerin arasında metalik bir parıltı… Silah. Ve lastikle bağlanmış kalın bir para destesi.
Kalbi hızlandı. Demek ki içgüdüleri doğruydu. Bu adamlar sıradan yolcular değildi.
Gece boyunca uyuyamadı. En ufak bir kıpırtıda irkildi. Ama adamlar sessiz kaldılar. Konuştularsa bile fısıltıyla konuştular. Sabaha karşı fırtına biraz hafiflemişti.
Güneşin solgun ışıkları karla kaplı köyün üzerine düşerken kapı çalındı.
Bu kez gelen köyün muhtarı ve iki jandarmaydı.
“Gece geç saatte kasaba bankası soyuldu,” dedi muhtar nefes nefese. “Dört mahkûm firar etmiş. Bu yöne doğru geldikleri söyleniyor.”
Kadının içi buz kesti. Arkasına baktı. Adamlar uyanmış, kapının yanına sessizce dizilmişti. Göz göze geldiler.
O an zaman yavaşladı.
Kadın bir karar vermek zorundaydı.
Jandarmalar içeri bakmak için izin istedi. Kadın kapının eşiğinde durdu. Kalbi göğsünü parçalayacak gibiydi.
“Burada kimse yok,” dedi titrek ama net bir sesle. “Gece boyunca yalnızdım.”
Jandarmalar kısa bir bakış attı, ama fırtınada başka iz bulamadıkları için uzaklaştılar.
Kapı kapandığında evin içindeki hava değişti. Adamların yüzündeki sert ifade çözülmüştü. En öndeki adam kadına yaklaştı devamı icin sonrki syfaya ilerleyn...