Guzelsozler.com
  • Son Eklenen Sözler
  • Memleket Sözleri
  • Whatsapp
  • Genel
  • Foto Galeri
  • İletişim
  • Gizlilik Politikası
  • Hakkımızda

Kategoriler

Haber Kategorileri

  • Dini Sözler
  • Foto Galeri
  • Genel
  • Memleket Sözleri
  • Son Eklenen Sözler
  • Spor Sözleri
  • Whatsapp

Galeri Kategorileri

  • Galeri kategorisi yok
Yalnız Bir CEO Baba ve Küçük Kızının, Sokakta Kalan Bir Anneyi Kurtardı

Yalnız Bir CEO Baba ve Küçük Kızının, Sokakta Kalan Bir Anneyi Kurtardı

Yazar: admin • 19.12.2025 17:18

“Sizi bir arkadaşımın kliniğine götüreceğim,” dedi Murat. “Kimse soru sormayacak. Sadece bir kontrol, sıcak bir yemek ve temiz bir yatak. Kabul mü?”

Zeynep cevap vermedi ama itiraz da etmedi. Sessizce Kerem’in üzerindeki o kirli battaniyeyi araladı. Elif’in verdiği kırmızı atkı, bebeğin minik boynuna dolanmış duruyordu. Elif uzanıp bebeğin eline dokundu. “Babacım, eli hala buz gibi,” dedi çocuksu bir üzüntüyle.

Yarım saat sonra, Murat’ın yakın bir dostuna ait olan Levent’teki butik bir tıp merkezindeydiler. Murat, nüfuzunu kullanarak personeli hızla organize etti. Zeynep ve Kerem hemen muayene altına alındı. Murat, koridorda Elif’le birlikte beklerken, Selin’in o son günlerini hatırladı. O da bu hastane koridorlarında çaresizce beklemişti. Ama bu sefer durum farklıydı; bu sefer elinde bir güç vardı ve bu gücü bir hayatı tutmak için kullanıyordu.

Dr. Arda, odadan çıktığında yüzünde rahatlamış bir ifade vardı. “Murat, zamanlaman harika. Bebek hafif bir hipotermi başlangıcındaydı ama ciğerleri temiz. Sadece çok aç ve bitkin kalmışlar. Anne ise… Tam bir beslenme yetersizliği ve yorgunluk içinde. Onlara serum bağladık, uyuyorlar.”

Murat derin bir oh çekti. “Peki ya hikayesi? Bir şey anlattı mı?”

Arda başını iki yana salladı. “Sadece 'beni bulmasınlar' deyip durdu. Birinden ya da bir şeyden kaçıyor gibi bir hali var. Üzerindeki kıyafetler eski ama kalitesiz değil. Sanki bir gecede her şeyini kaybetmiş gibi.”

Gece yarısı olmuştu. Elif, hastanenin dinlenme odasındaki koltukta uyuyakalmıştı. Murat, Zeynep’in odasına sessizce girdi. Genç kadın, beyaz çarşafların arasında o kadar küçük ve kırılgan görünüyordu ki… Masanın üzerinde Zeynep’in üzerinden çıkan eski hırka duruyordu. Hırkanın cebinden yere düşmüş küçük, buruşuk bir fotoğraf karesi Murat’ın dikkatini çekti.

Eğilip fotoğrafı aldı. Fotoğrafta Zeynep, şık bir mezuniyet cübbesiyle gülümsüyordu. Yanında ise yaşlı bir adam vardı; adamın bakışları sert, duruşu ise fazlasıyla tanıdıktı. Murat kaşlarını çattı. Bu yüzü bir yerlerden hatırlıyordu. Fotoğrafın arkasında el yazısıyla bir not vardı:

“Kendi yolunu seçersen, bu kapıdan bir daha giremezsin. Seçim senin, Zeynep.”

Murat, fotoğrafı yerine bırakırken meselenin sadece parasızlık olmadığını anladı. Bu, bir gurur, bir terk edilmişlik ve belki de büyük bir aile trajedisinin sonucuydu. Zeynep, varlıklı bir ailenin kızıydı ama muhtemelen bebeğinin babasıyla ya da yaptığı bir seçimle ilgili ailesi tarafından sokağa atılmıştı.

Sabaha karşı kar yağışı durmuş, İstanbul bembeyaz bir örtüyle uyanmıştı. Zeynep gözlerini açtığında karşısında Murat’ı elinde iki karton bardak kahveyle buldu.

“Günaydın,” dedi Murat sakin bir sesle. “Kerem uyandı, hemşireler ona süt hazırladı. Çok iştahlı bir çocuk.”

Zeynep doğrulmaya çalıştı, serum hortumuna takıldı. “Gitmem lazım,” dedi panikle. “Burada çok kaldım. Size borçlandım, ödeyemem.”

Murat sandalyeyi yatağın yanına çekti ve oturdu. “Zeynep, bak… Ben hayatım boyunca rakamlarla uğraştım. Kimin ne borcu var, kim ne kazanır iyi bilirim. Ama dün gece kızım bana bir ders verdi. Hayat, borç-alacak defteri değilmiş. O fotoğrafı gördüm. Babanı tanıyorum, Zeynep. O, inşaat sektöründeki meşhur Haşim Bey, değil mi?”

Zeynep’in yüzü kireç gibi bembeyaz oldu. Elleri titremeye başladı. “Lütfen… Ona söylemeyin. Beni asla affetmez. O çocuk için her şeyi feda ettiğimi biliyor.”

“Ona söylemeyeceğim,” dedi Murat, sesi çelik gibi bir kararlılıkla doluydu. “Ama seni o sokağa da geri göndermeyeceğim. Şirketimin vakfına ait lojmanlar var. Orada güvende olursun. Kerem büyüyene kadar bir işin, bir maaşın ve başını sokacak bir evin olacak. Karşılığında tek bir şey istiyorum.”

Zeynep yaşlı gözlerle ona baktı. “Ne?”

Murat, kapının aralığından onları izleyen ve babasına gülümseyen Elif’e baktı. “Kızıma verdiğin bu dersin hakkını ver. İyi bir anne ol ve asla pes etme. Çünkü sen pes edersen, ben kızıma verdiğim sözü tutamamış olurum.”

Zeynep hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladığında, Murat dışarı çıktı. Gökyüzü artık gri değil, umut dolu bir maviye dönüyordu. Cebindeki telefonu çıkardı ve asistanına bir mesaj attı:

“Lojmanlardan birini bugün hazırlatın. Bir anne ve bir kahraman için.”

Nişantaşı’ndaki o lüks cipin yanına geri döndüklerinde, Elif babasının elini daha sıkı tuttu. “Baba,” dedi küçük kız. “Bebeğin burnu artık pembe, değil mi? Artık üşümüyor.”

Murat eğildi ve kızını alnından öptü. “Evet prensesim. Artık hiç kimse üşümeyecek.”

O sabah Murat, hayatında ilk kez bir iş anlaşması imzalamadan, dünyanın en büyük kazancını elde ettiğini hissetti. Karısı Selin haklıydı; nezaket gerçekten de her şeyden daha önemliydi.

← Önceki
2 / 2
Sonraki →

© 2026 Guzelsozler.com. Tüm hakları saklıdır.

Oluşturma: Wordpress