“Güvende,” dedi. “En azından şimdilik. Ama onu bulmalarına çok az kaldı.”
“Kim?”
Kapı çalındı.
İkimiz de donduk.
Gece yarısı kapıyı kim çalardı?
Kapı tekrar, daha sert çalındı.
Adam bana baktı. “Onlar.”
Kalbim kulaklarımda atıyordu. Kapıya doğru yürüdüm. Gözetleme deliğinden baktım. İki adam vardı. Yüzleri sert, sabırsız.
“Ahmet burada mı?” diye bağırdılar kapıyı yumruklayarak.
Arkamdaki adam fısıldadı: “Onlara kapıyı açarsan beni öldürürler. Sonra seni de sorgularlar. Ahmet’i bulmak için.”
Beynim çığlık atıyordu. Ama bir şey netleşmişti.
Karşımda duran adam yalan söylüyor olabilir miydi? Evet. Ama korkusu gerçekti. Kapıdaki adamların niyeti ise hiç iyi görünmüyordu.
Telefon hâlâ elimdeydi. 112 hattı açıktı ama konuşmamıştım.
Kapı tekrar sarsıldı.
Derin bir nefes aldım ve yüksek sesle konuştum:
“Polisi aradım. Apartmana geliyorlar.”
Dışarıdaki sesler sustu. Birkaç saniye sonra ayak sesleri uzaklaştı.
Arkamı döndüm. Adam duvara yaslanmıştı, titriyordu.
“Beni ona götür,” dedim.
“Emin misin?” diye sordu.
“Ahmet’i bulana kadar hiçbir şeye emin olmayacağım.”
Bir saat sonra arabayla şehrin dışına çıktık. Eski bir çiftlik evine vardık. Kapıyı çaldı.
Kapı açıldığında gördüğüm yüz, dizlerimin bağını çözdü.
Ahmet’ti.
Gerçek Ahmet.
Sırtındaki ejderha dövmesiyle, sağ elini cebine sokmuş, bana öylece bakıyordu.
“Özür dilerim,” dedi.
Gözlerim doldu. Öfke, korku, rahatlama birbirine karıştı.
“Bana güvenmedin,” dedim.
“Seni korumak istedim.”
O an anladım ki bazen sevgi, insanı korumaya çalışırken en büyük yarayı açıyordu.
O gece Ahmet’le birlikte polise gittik. Borçlar, tehditler, her şey ortaya döküldü. Aylar sürdü ama temizlendik.
İkizi hayatımızdan çıktı. Ama o bir haftalık yabancılık, evliliğimizde silinmez bir iz bıraktı.
Ahmet hâlâ sağ eliyle yazıyor.
Ben ise artık en küçük değişikliği bile görmezden gelmiyorum.
Çünkü bazen bir evliliği kurtaran şey, aşk değil… gerçeği fark eden o küçük şüphedir.