“Kaçalım!” diye bağırdı üçüncüsü.
Ama işler o kadar kolay değildi. Sedef cebinden küçük bir düdük çıkardı ve sertçe üfledi. Aynı anda spor saatindeki acil durum tuşuna bastı. Konumu otomatik olarak paylaşılmıştı.
Uzakta bir siren sesi duyulmaya başladı.
Adamlar panikledi. Motosikletlerine atlamaya çalıştılar. Ancak lider hâlâ bileğini tutuyor, acıyla kıvranıyordu. İkisi onu sürükleyerek kaldırmaya çalıştı ama zaman daralıyordu.
Sedef geri çekildi. Artık saldırmıyordu. Sadece izliyordu. Kontrol ondaki sakinlikteydi.
Polis aracı sokağın başında belirdiğinde üç adamın yüzü bembeyazdı. Kaçmaya çalıştılar ama biri motosikleti devirdi. Siren sesi yaklaşırken ayak sesleri yankılandı.
Dakikalar sonra hepsi kelepçelenmişti.
Bir polis memuru Sedef’e yaklaştı.
“İyi misiniz?”
Sedef başını salladı.
“İyiyim.”
Yerdeki çakıya ve inleyen adamlara baktı. İçinde öfke yoktu. Sadece net bir gerçek vardı: İnsanlar çoğu zaman gördükleriyle hüküm verirdi.
Polislerden biri şaşkınlıkla sordu:
“Profesyonel misiniz?”
Sedef hafifçe gülümsedi.
“Yaklaşık on yıldır karma dövüş sanatlarıyla ilgileniyorum. Sabah koşuları da bunun bir parçası.”
Ambulans çağrıldı. Liderin bileği gerçekten kırılmıştı. Diğerlerinin durumu da iç açıcı değildi.
Sedef ifadesini verdikten sonra parkın çıkışına doğru yürüdü. Güneş artık tamamen doğmuştu. Sokak, az önce yaşananlara rağmen yine sıradan görünüyordu.
Kulaklığını taktı. Derin bir nefes aldı. Kalbi hâlâ sakindi. Çünkü mesele güç göstermek değildi. Mesele hazır olmaktı.
O sabah üç adam, bir kadını korkutabileceklerini sandı. Onu yalnız ve savunmasız gördüler.
Ama asıl çaresiz olanın kim olduğunu birkaç dakika içinde anladılar.
Ve Sedef yoluna devam etti. Çünkü gerçek güç, bağırmaz. Sadece gerektiğinde ortaya çıkar.