Torunuma kendi ellerimle diktiğim bir düğün hediyesi verdim. Ama gelin onu herkesin önünde havaya kaldırıp alay etmeye başladı. O an kalbim kırıldı… fakat birkaç dakika sonra yaşananlar, o salondaki herkesin hayatı boyunca unutamayacağı bir derse dönüştü.
Seksen iki yaşındayım. Hayatımda sevdiğim herkesi birer birer toprağa verdim. Eşim, ardından oğlum… Geriye sadece torunum Emre kaldı. Onu kucağıma ilk aldığım günü dün gibi hatırlıyorum. Şimdi ise görkemli bir düğünle evleniyordu.
Onların dünyası benimkinden çok farklıydı. Büyük bir otelde yapılan düğünde kristal avizeler ışıl ışıl parlıyor, canlı müzik yankılanıyor, yüzlerce davetli şıklık yarışı yapıyordu. Gelinin ailesi oldukça varlıklıydı. Masalarda en pahalı yemekler, ithal içecekler, altın varaklı süslemeler vardı. Ben ise eski ama temiz elbisemi giymiş, kenardaki bir sandalyede sessizce oturuyordum.
Onlara içi Türk lirası dolu bir zarf veremeyeceğimi biliyordum. Yeni model beyaz eşyalar da alamazdım. Ama ben elimden gelen en kıymetli şeyi hazırladım: bir patchwork yorgan.
Aylarca diktim. Torunumun bebek battaniyesinden küçük bir parça ekledim. İlkokul gömleğinden bir kumaş parçası. Rahmetli eşimin gömleğinden bir kesit. Kendi gelinliğimin dantellerinden ince şeritler… Her parça bir hatıraydı. Bir köşesine titreyen ellerimle şunu işledim: “Emre ve Zeynep – Ömür boyu birlikte.”
Resepsiyonda hediyeleri herkesin önünde açmaya karar verdiler. Sırayla büyük kutular açılıyor, marka isimleri okunuyor, alkışlar yükseliyordu. Sıra bana geldiğinde sunucu neşeli bir sesle, “Ve şimdi de büyükanneden bir hediye!” diye bağırdı.
Yüreğim hızla çarpmaya başladı. Gelin yorganı eline aldı. Açtı. İnceledi. Yüzünde bir gülümseme belirdi ama bu sıcak değildi.
“Bu ikinci el mi?” dedi mikrofona. “Arkadaşlar bakın, antika mı bu yoksa sadece ucuz mu?”
Salonda kahkahalar yükseldi.
“Herhalde köyde yaşayacağımızı sandı,” diye devam etti. “Tasarım bir yatak örtüsüne ihtiyacımız var, buna değil.”
O an içimde bir şey kırıldı. Torunumun yüzüne baktım. Gözlerini kaçırıyordu. Tek kelime etmiyordu.
Ayağa kalktım. Sessizce çıkmak istedim. Kimsenin önünde ağlamak istemiyordum. Ama tam kapıya yönelmişken kolumdan biri tuttu.
Döndüğümde Emre’yi gördüm.
Yüzü bembeyazdı. Gözleri doluydu. Kolumu bırakmadı. Sonra birden mikrofonu elinden aldı.
Salonda müzik sustu. Fısıldaşmalar kesildi.
“Yeter,” dedi. Sesi titriyordu ama kararlıydı. “O yorganı bana ver.”
Gelin şaşkınlıkla yorganı uzattı. Emre onu iki eliyle açtı. Işıklar altında renkli parçalar parladı devamı icin sonrki syfaya gecinz...