Elim titremeye başladı. Gördüğüm şey yaşlı bir adama ait cansız bir bedendi. Yüzü solgundu, gözleri yarı açıktı. Üzerindeki kıyafetler eskiydi ve sanki uzun süredir oradaydı. Boğazım kurudu, merdivenden neredeyse düşüyordum. Arya aşağıdan hafifçe inledi.
Hemen polisi aradım. Dakikalar içinde evimin içi siren sesleriyle doldu. Polisler tavanı açtı, adamın bedenini dikkatlice indirdiler. O an her şey bir kabus gibiydi. Evimde… haftalardır, belki aylardır… bir ceset vardı.
Soruşturma başladığında öğrendiklerim daha da ürkütücüydü. Adamın kimliği kısa sürede tespit edildi. Mahallede yalnız yaşayan yaşlı bir adamdı. Günler önce kayıp ihbarı yapılmış ama kimse ne olduğunu anlayamamıştı.
Asıl korkunç olan ise nasıl oraya geldiğiydi.
Komşulardan biri sonunda gerçeği itiraf etti. Yaşlı adam, bazı gençlerle tartışmıştı. O gece kavga büyümüş, adamı zorla evime sokmuşlar. Amacı korkutmakmış ama işler kontrolden çıkmış. Adamı bayıltmışlar… ve panikle saklamak için tavandaki boşluğa kaldırmışlar. Onu orada bırakıp gitmişler. Yardım çağırmak yerine… susmayı seçmişler.
Arya’nın neden günlerdir oraya baktığını o an anladım. O kokuyu almıştı. O sessizliği, o tuhaflığı fark etmişti. Ama ben… ben görmezden gelmiştim.
O geceden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Evde tek başıma kalmak zor gelmeye başladı. Tavanın olduğu o noktaya her baktığımda içim ürperiyor. Ama en çok da Arya’ya bakarken içim burkuluyor.
Çünkü o bana günler öncesinden gerçeği anlatmaya çalışmıştı.
Ve ben onu dinlememiştim.