“Ben… o çocuğum.”
Bir an için zaman durdu.
Sonra Hasan amcanın dizleri titredi. Mikrofondaki sesi kırıldı.
“Kerem…?”
Gözlerim dolmuştu.
“Evet amca… ben hayattayım.”
Bir anda salondaki herkes ayağa kalktı. Bazıları ağlıyordu. Annem gibi büyüten teyzem gözlerini kapatmış ağlıyordu. Hasan amca bana doğru birkaç adım attı ama sanki inanmakta zorlanıyordu.
Sonunda birbirimize sarıldık.
Onun omuzları titriyordu.
“Yıllarca seni kaybettim sandım…” diye hıçkırdı.
Ben de ağlıyordum.
“Ben de amcamın öldüğünü sandım.”
Salon sessizce bu anı izliyordu. Bazı insanlar gözyaşlarını saklamaya çalışıyordu ama başaramıyordu.
O gece düğün sadece bir evlilik kutlaması değildi. Aynı zamanda kaybolmuş bir ailenin yeniden bulunmasıydı.
Hasan amca artık sokakta değildi. Onu o gece evimize götürdük. Günlerce konuştuk, geçmişi tamamladık, yılların boşluğunu doldurmaya çalıştık.
Ama o gece bana söylediği bir cümleyi hiç unutmadım.
“İnsan bazen hayatını kaybettiğini sanır evlat,” dedi. “Ama aslında hayat… en umulmadık anda kapıyı çalıp sana yeniden aile verir.”
Ve o gün anladım ki bazen bir düğün davetiyesi sadece bir misafir çağırmaz.
Bazen kayıp bir aileyi eve geri getirir.