"Bana artık sana layık olmadığımı, o lüks dünyanın içinde sırıttığımı söylemiştin Kenan. Bak, yıllar sonra yine aynı ortamdayız. Ama küçük bir farkla... Şimdi sen bu yatakta çaresizce yatıyorsun, bense senin o çok güvendiğin hayatını avuçlarının arasında tutan kişiyim. Seni yüzüstü bırakan o lise aşkın, aslında sadece senin parana aşıktı."
Kenan hıçkırıklarını bastıramıyor, utancından gözlerime bakamıyordu.
"Korkma," dedim arkamı dönüp kapıya yönelirken. "Sana senin bana yaptığın gibi davranmayacağım. Burada en iyi şekilde tedavi edileceksin. Çünkü gerçek güç, düşene vurmak değil; onu yerden kaldırabilecek kadar yüce bir merhamete sahip olmaktır. Ama şunu asla unutma; benim bu hastanede iyileştirebileceğim tek şey senin felçli bedenin. Kendi ellerinle kararttığın o çürümüş ruhunu, hiçbir tıp ilmi iyileştiremez."
Kapıyı yavaşça çektim ve odayı terk ettim. Koridorda yürürken, yıllar önce o yağmurlu gecede kaybettiğim onurumu, hayatın bana altın bir tepside geri sunduğunu biliyordum. Bazen en büyük intikam, seni yok etmeye çalışanların karşısına kendi başarı hikayenle ve sarsılmaz bir merhametle dikilebilmekti. Ve ben o gün, başhekimliğin o aydınlık koridorlarında kendi hayatımın en büyük zaferini kazanmıştım.