
“Sadece indirimli bir pasta arıyorum… eşim için,” dedi adam pastanenin tezgâhına yaklaşırken. Sesi kısıktı, gözlerini yerden kaldırmıyordu. İstanbul’un eski semtlerinden birindeki bu küçük pastanede, üzerindeki yıpranmış montu ve soğuktan çatlamış elleriyle dikkat çekiyordu. Bugün evlilik yıldönümleriydi. Kırk yılı aşkın süredir birlikte olduğu eşi için, çöpe atılacak bir pasta bile olsa, küçük bir kutlama yapmak istiyordu. Ama kasadaki çalışan onu ciddiye almadı. Alay etti, güldü ve “Burası yardım kurumu değil,” diyerek dışarı çıkmasını istedi. Adam bir şey söylemedi. Başını eğdi, kapıdan çıktı. Pastanenin içindekiler bu sahneyi birkaç saniye içinde unuttu. Ama köşedeki masada sessizce oturan biri unutmadı. Olan biteni başından beri izleyen bu adam, yıllar önce büyük bir servet kazanmış, artık paradan çok insanlara dikkat etmeye başlamıştı. Dışarı çıktığında yaşlı adam hâlâ kaldırımdaydı. Ne yapacağını bilemez halde etrafına bakıyordu. Yanına yaklaştı. Konuştular. Adam adının Hasan olduğunu, yıllarca çalıştığını ama her şeyini kaybettiğini anlattı. Eşi Emine’nin hasta olduğunu, bugün için elinden gelen tek şeyin bir pasta olduğunu söyledi. Birlikte tekrar pastaneye girdiler. Bu kez işler farklıydı. Sade bir pasta alındı. Üzerine küçük bir not eklendi. Hasan pastayı eline aldığında elleri titriyordu. Hayatında ilk kez biri onu acınacak biri gibi değil, insan gibi görmüştü. Ama hikâye orada bitmedi. Çünkü ertesi gün, Hasan’ın kaldığı yerin kapısı çalındı. Kapının önünde tanımadığı biri duruyordu. Elinde bir zarf vardı. Zarfın üzerinde tek bir isim yazıyordu. Ve Hasan, o zarfın hayatını nasıl değiştireceğini henüz bilmiyordu…
Kapıyı Emine açtı. Saçları eskisi gibi gür değildi; yüzü zayıflamıştı ama bakışları hâlâ Hasan’ın bildiği o sıcaklığı taşıyordu. Zarfı uzatan adam “Ben bir teslimat yapıyorum,” dedi. Ne sertti ne yumuşak; işini yapan bir insanın sakinliği vardı. Emine zarfı alıp geri çekildi. Hasan içeriden geldi, elindeki ekmek poşetini masaya bıraktı ve zarfa baktı. Üzerinde ne logo vardı ne şirket ismi… Sadece koyu mavi kalemle yazılmış tek kelime: “Hasan Bey.”
Hasan zarfı eline aldığında parmakları istemsizce sıkılaştı. Sanki zarfı çok hafif tutsam kaybolacakmış gibi. Emine, “Kim gönderdi?” diye sordu. Hasan başını salladı. “Bilmiyorum,” dedi. “Belki… bir yanlışlık var.” Ama içinden bir ses, bunun yanlışlık olmadığını fısıldıyordu.
Zarfı açmak yerine önce oturdu. Bu, Hasan’ın eskiden beri yaptığı bir şeydi: Korktuğunda acele etmezdi. Sessizce bir adım geri çekilir, düşünür, sonra ilerlerdi. Emine de masanın kenarına oturdu. Onun gözlerinde merak kadar kaygı da vardı. Çünkü yıllardır hayatlarına giren her “haber”, genelde iyi haber olmamıştı.
Hasan zarfı yavaşça açtı.
İçinden bir mektup, bir kartvizit ve bir de küçük bir zarf daha çıktı. Kartvizitte bir isim yazıyordu: Kemal Aydın. Altında da sade bir unvan: Aydın Grup – Yönetim. Hasan’ın kalbi hızlandı. Dün pastanede yanında duran adamın adı bu muydu? Hasan o an, dünkü sahnenin sadece bir “iyilik” olmadığını anladı. Adamın bakışında bir şey vardı… sanki rastgele değilmiş gibi.
Mektubu açtı. Yazı kısa ve netti:
“Hasan Bey, dün yaşananları unutamadım. Eşiniz Emine Hanım’a geçmiş olsun. Eğer kabul ederseniz, sizinle yüz yüze konuşmak isterim. Bu bir yardım teklifi değil; bir çözüm teklifidir. Yarın saat 11:00’de, aşağıdaki adreste görüşebiliriz. Gelmeniz halinde, kimlik harici bir şey getirmenize gerek yok.”
Altında bir adres vardı: Şişli tarafında bir iş merkezi.
Hasan mektubu elinde tuttu, konuşmadı. Emine sesini alçalttı. “Bu adam… iyi biri mi?” Hasan cevap veremedi. “Bilmiyorum,” dedi. “Ama dün… bizi dinledi.”
Emine gözlerini kapatıp bir an durdu. “Git,” dedi sonra. “En azından ne istiyor öğren. Belki bir yanlış anlamadır ama… belki de değildir.”
Hasan saatlerce düşündü. “Ya bir oyun?” dedi içinden. “Ya bir utanç?” Çünkü insan, yokluk içinde yaşadıkça bazı şeylerden korkmaya başlar. Para kaybetmekten değil; onurunu kaybetmekten korkar. Hasan için en ağır duygu buydu. Emine’nin gözlerinin içine bakıp “Bizi yine birileri eğlence gibi görmüş” demek istemiyordu...
Bu sayfanın içeriğini kopyalayamazsınız