
Sabah saat üçte oğlumdan bir mesaj aldım: “Anne, beni affet. Bize evi verdiğini biliyorum, ama kayınvalidem seni düğünümüzde görmek istemiyor.”
Kısaca cevap verdim: “Tamam.” Ama o anda nankör akrabaları yerlerine oturtmak için bir planım zaten vardı. 🫣
Artık yirmi yaşında değilim, hatta kırk bile değilim. Bu yaşta uykusuzluk sık gelir — gündüz o kadar yorulursun ki bacakların ağrır ve tek istediğin uyumak olur.
O akşam tam öyleydi. Yatakta dönüp duruyordum, oğlumun yaklaşan düğününü düşünüyordum. Başka nereden para bulacağımı, her şeyin güzel olması için. Hayallerindeki düğünü yapabilmesi için.
Onlara zaten bir ev almıştım. Küçük, ama rahat. Tam da düğünden sonra hayatlarına başlayacakları ev. Ama her zaman yetmiyormuş gibi geliyordu. O benim her şeyim. Tek çocuğum. Tüm hayatım boyunca ona kendimden daha fazlasını vermeye çalıştım.
Aniden komodindeki telefon titredi. Saat üç. Uzandım, telefonu aldım — ve donakaldım.
Oğlumdan bir mesaj: “Anne, beni affet. Bize evi verdiğini biliyorum, ama kayınvalidem seni düğünümüzde görmek istemiyor.”
Mesajı birkaç kez okudum. Göğsüm boşalmış gibiydi.
Oğlum için vazgeçtiğim her şeyi hatırladım. Sabah akşam nasıl çalıştığımı. Kendime her şeyi nasıl yasakladığımı, sadece onun her şeye sahip olması için. Ve şimdi yabancılar onun için daha önemliydi. Ve ben onlar için bir sorundum.
Kısaca cevap verdim: “Tamam. Gelmem.”
Telefonu bıraktım ve artık ağlamadım. O gece yeter dedim. Hakareti yutacağımı sanıyorlardı. Ama tam o zaman herkesi şaşırtan bir şey yaptım..
Ertesi sabah belgeleri açtım. Ev henüz tamamen oğluma devredilmemişti. Mülkiyet hakları hala bendeydi. Noteri aradım. Sonra emlakçıyı. Birkaç gün içinde ev başkalarına kiralandı.