
Zarfı açtım. İçinde bir banknot ve bir mektup vardı.
Sevgili Leyla,
Yazmamda sakınca yoktur umarım. Benim adım Hasan…
Yıllardır görünmezdim. Dün gece bana bir insan olduğumu hatırlattın.
İki tabağı ve iki kalbi doldurdun.
Lütfen olduğun kişi olmaktan vazgeçme.
Mektubu kasaya astım.
Sonra emlakçı aradı.
“Satmıyorum,” dedim.
“Henüz değil. Kalıyorum.”
Ve kaldım.
Kasaya astığım mektup bütün gün orada kaldı.
Yanından her geçtiğimde, sanki dedem hâlâ tezgâhın arkasındaymış gibi hissediyordum. O eski kupayı elime aldım, çatlağı başparmağıma denk gelen yerden tuttum. İçine kahve koydum ama içmedim. Sadece masanın kenarına bıraktım.
O gün kapıyı açtım.
Bir mucize beklemiyordum. Kimsenin içeri dolup taşmasını da. Sadece kapıyı açık bıraktım. Neon tabela yine yorgun pembe ışığını boş masaların üzerine döktü.
Öğleye doğru bir çift girdi. Ardından yaşlı bir kadın tek başına geldi. Sonra mahalleden bir çocuk, okuldan sonra sıcak çorba içmek için uğradı. Kimse dünyayı değiştirmedi. Kimse büyük paralar bırakmadı.
Ama lokanta nefes aldı.
Akşamüstü, kasanın önünde durup defteri açtım. Rakamlar hâlâ korkutucuydu. Borçlar hâlâ oradaydı. Ama artık sadece rakamlara bakmıyordum.
O gece kapıyı kilitlerken anahtar bu kez direnmedi.
Ertesi gün, bir gün sonra, bir hafta sonra…
Bazı günler bomboştu.
Bazı günler neredeyse doluydu.
Bazı günler sadece ben vardım.
Ama artık şunu biliyordum:
Burayı ayakta tutan şey sadece para değildi.
Bir sabah kapının önüne bir kase mama koydum. “Fıstık için” diye küçük bir not iliştirdim. Kim alırdı bilmiyordum ama koydum. Ertesi gün mama bitmişti.
Bir hafta sonra, bir müşteri kasaya doğru eğilip fısıldadı:
“Biliyor musunuz, burası bana annemin mutfağını hatırlatıyor.”
O an gözlerim doldu ama ağlamadım.
Bir süre sonra, duvarlara eski fotoğrafları astım. Dedemin siyah beyaz bir fotoğrafı… Açılış günü çekilmiş. Gülümserken önlüğü yamuktu.
Altına küçük bir yazı ekledim:
“İnsanları doyururuz. Cüzdanlarını değil.”
Bazı akşamlar Elif’in odasına girip yatağın kenarına oturuyorum hâlâ. Acı geçmedi. Geçmeyecek. Ama artık onunla yaşamayı öğreniyorum.
Kocamdan hâlâ haber yok. Belki hiç olmayacak. Ama artık her gidiş bir eksilme gibi hissettirmiyor.
Bir şeyler kaybettim, evet.
Ama bir şeyleri de korudum.
Lokantayı satmadım.
Çünkü anladım ki bazı yerler para için değil, hatırlamak için vardır.
Bazı insanlar bir öğünle değil, görülmekle doyar.
Ve bazen, hayatta kalmak için gereken tek şey…
bir tabağı daha koymak,
bir sandalyeyi geri çekmek
ve kapıyı kapatmamak.
Ben kapıyı kapatmadım.
Ve bu, hayatımda aldığım en doğru karardı.