
Orta yaşlı çiftin dünyalar güzeli iki kızı vardı ama gönülleri bir erkek çocuk istiyorlardı hala. Son bir deneme yapmaya karar verdiler. Kadın hamile kaldı. Doğum günü sağlıklı bir erkek dünyaya geldiğini duyan baba neşeyle hastaneye koştu ama o güne dek gördüğü en çirkin bebekle karşılaştı.
Karısına dedi ki: -“İmkanı yok, bu bebeğin babası asla ben olamam. İki melek gibi kızdan sonra… Kızmayacağım, itiraf et, arkamdan bir işler çevirdin değil mi?” diye sordu. Kadın tatlı bir gülümseme ile cevap verdi:
Kadın, kocasının o titrek öfkesine rağmen gözlerini kaçırmadı. Yüzünde gerçekten de tatlı bir gülümseme vardı; ama o gülümsemenin içinde, sanki yıllardır taşınmış bir sırrın ağırlığı da duruyordu.
“—Arkamdan bir işler çevirdin değil mi?” diye üsteledi adam. Sesinin tınısı hastane odasının beyaz duvarlarına çarpıp geri döndü; yabancı, soğuk, kendisine bile ait değilmiş gibi…
Kadın başını yastığa biraz daha yasladı. Nefes alışı düzenliydi, yeni doğum yapmış bir insanın yorgunluğundan çok, uzun bir koşuyu bitirmiş birinin “nihayet” rahatlığı vardı.
“Hayır,” dedi sakinlikle. “Arkamdan değil… gözünün önünde.”
Adamın kaşları çatıldı. “Ne diyorsun sen?”
Kadın, beşiğin içindeki bebeğe baktı. Bebeğin yüzü buruşuktu, göz kapakları şiş, burnu minik bir yumru gibiydi; teni tuhaf biçimde griye çalan bir solgunluk taşıyor, sanki dünyaya değil de başka bir yere aitmiş gibi duruyordu. Adamın içine bir ürperti yayıldı; sadece çirkinliğinden değil, bebekte onu rahatsız eden başka bir şey olduğundan devamı sonrki syfda…