
Para kokusu alan çocuklar, davranışlarını anında değiştirdi; "mucize" başlamıştı. Hafta sonu Tolga pahalı yiyeceklerle geldi, daha önce doğum günü yemeğinden kaçan Jale ise bir hafta içinde iki kez ziyarete uğrayıp çiçekler getirdi, masayı donattı. Bu sahte ilgi, Ayşe Teyze'nin gözünden kaçmıyordu; çocukların acemice "puan toplama" çabalarını sessizce izliyordu.
Tolga onu dışarıda kahvaltıya davet ettiğinde, niyetini gizleyemedi ve vasiyet hakkında doğrudan soru sordu. Ayşe Teyze soğukkanlılıkla, genç avukatının mirasçıları "davranışlarına" göre değerlendirdiğini, özellikle sadakat ve ilgi gösterdiğini söyledi. Hatta Tolga'ya, eskiden teknesi için istediği borç parayı hatırlattı.
Bu komedi, "vasiyetin açıklanması" ile zirveye ulaştı. Ayşe Teyze, Tolga'yı, Jale'yi ve yanına aldığı Hasan adlı evsiz bir adamı topladı. Hasan'ı, market alışverişinde yardım eden kibar bir yabancı olarak tanıttı. Çocuklar Hasan'ın orada olmasına şok olup iğrenç bakışlar atınca, Ayşe Teyze bombayı patlattı: Tüm mal varlığını –evi, birikimlerini, emeklilik parasını– Hasan'a bırakıyordu!
Çocuklar çıldırdı: "Haftalardır sana koşuyoruz!" diye haykırdılar. Ayşe Teyze sakin sakin yanıt verdi: "Yetmiş sekiz yıllık hayatımın sadece iki haftası." Onlara, sadece paraya veya eve ihtiyaçları olduğunda yanına geldiklerini, gerçek sevgi için değil, açıkça yüzlerine vurdu.
Öfkeden köpüren çocuklar, kandırıldıklarını anlayıp evi terk edince Ayşe Teyze ve Hasan kahkahalara boğuldu. Hasan aslında Ayşe Teyze'nin eski bir tanıdığı, rol yapan bir arkadaştı. Ayşe Teyze ona mükemmel bir "performans" için teşekkür etti. Hasan hâlâ merak edip "O servet hikayesi gerçek miydi?" diye sorunca, Ayşe Teyze gülümseyerek cevap verdi: "Tabii ki hayır. O kadar param olsa nereden bulurdum ki? Ama çocuklarımın bunu bilmesine gerek yok."
Ayşe Teyze'nin ustaca kurduğu bu tuzak, her şeyi kanıtladı: Açgözlü bir aileyi para vaadinden daha hızlı bir şey bir araya getiremezdi. O, sessiz gücünü kullanarak nankör çocuklarına unutulmaz bir hayat dersi vermişti!