Kendimi hiçbir zaman özel biri olarak görmedim. Sadece yaşadım, çalıştım ve doğru olduğuna inandığım şeyi yaptım. O zamanlar küçük bir dükkânda neredeyse on yıldır çalışıyordum ve sık sık gece vardiyasına kalıyordum. İş kolay değildi ama kiramı ödememe yetiyordu, kimseye de muhtaç olmuyordum.
Bir kışın sonlarına doğru, şehrin özellikle soğuk ve gri olduğu bir zamanda, onları ilk kez gördüm. Servis kapısının yanında, çöp konteynerlerinin arkasına saklanan üç kız çocuğu. Birbirlerine sokulmuşlardı; sanki soğuktan çok korkudan ısınmaya çalışıyorlardı. En büyüğü yaklaşık on beş yaşındaydı, en küçüğü ise daha çocuktu — en fazla sekiz yaşında.
O an hiç düşünmedim. Vardiyadan kalan birkaç sandviçi aldım ve dikkatlice yanlarına bıraktım. Kızlar önce geri çekildi, sanki onlara zarar verebilirmişim gibi. Birkaç adım geri gittim, yemeğin onlar için olduğunu sessizce söyledim ve oradan ayrıldım.
Ertesi gün yine oradaydılar. Bir sonraki gün de. Böylece neredeyse on yıl sürecek olan şey başlamış oldu. Onlara yiyecek götürüyordum, bazen sıcak çay, eski montlar ya da ayakkabılar. Hiçbir zaman isimlerini sormadım, gereksiz sorular da sormadım. Neredeyse hiç konuşmazlardı; sadece başlarını sallar, bazen de sessizce gülümserlerdi.
Bunu hep gizlice yaptım. İş yerinde kimse bilmiyordu, tanıdıklarıma da anlatmadım. Sanki konuşmaya başlarsam, her şey bir anda yok olacakmış gibi geliyordu. O kızlar hayatımın bir parçası olmuştu, neredeyse hiç konuşmamıza rağmen. Zamanla ortadan kayboldular. Birinin onları yanına aldığını ya da yardım bulduklarını umuyordum.
Yıllar geçti. Hayat kendi akışında devam etti. Ve bir gün evimin önünde pahalı siyah bir araba durdu. İçinden üç yetişkin kadın indi. İyi giyimli, kendine güvenen kadınlardı. İlk başta adresi karıştırdıklarını düşündüm.
Ama içlerinden biri adımı söylediğinde, içimde her şey sıkıştı. Hayal bile edemeyeceğim bir şeyi doğruladılar. Onlar o kızlardı. Sosyal hizmetler tarafından alınmışlar, sonra uzak akrabalar bulunmuş, yardım, eğitim derken devamı icin sonrki syfaya gecinz…