
Yıllar önce şirketin ortaklarından biriymiş. Evet, çalıştığımız o şirketin. İş daha yeni kurulurken elinde ne varsa yatırmış. Sonra ortağı — yani bu genel müdür — bir dolap çevirmiş. Belgeler, imzalar… Kadın ortada kalmış. Dava açmış ama kaybetmiş. Parası bitmiş. Dostları da sırtını dönmüş.
Gidebilirdi. Baştan başlayabilirdi. Ama kalmayı seçmiş. Kendi eski şirketinde temizlikçi olarak işe girmiş. Neden sustu? Çünkü ne acıma istiyordu ne de açıklama yapmak. Sadece hayatının emeğinin neye dönüştüğünü görmek istemiş.
Genel müdür ise her şeyi biliyormuş. Ve yıllarca vicdan azabı çekmiş. Onu bulup özür dilemek istemiş. Bizim şirkette çalıştığını öğrenince de hemen gelmiş.
O gün dizlerinin üstünden kalktı ve herkesin önünde şunu söyledi:
— Şirket ona ait. Bugünden itibaren.
Bir ay sonra yeni genel müdür oydu. En çok gülenler mi? Garip bir şekilde ilk ayrılanlar da onlar oldu.
O günden beri tek bir ders çıkardım: Sessiz olan biriyle asla dalga geçme. Kim olduğunu bilmiyorsun. Ve yarın kim olacağını da.