
Hayatta ilk defa bu kelime bana bu kadar ağır gelmişti.
Ameliyat günü uzun geçti. Bekleme salonunda yürüdüm, oturdum, tekrar yürüdüm. Duvara asılı saate bakmamaya çalıştım. Her dakika saat gibiydi.
Saatler sonra doktor çıktı. Maskesini indirdi. Gülümsedi.
“Başarılı geçti,” dedi.
O an dizlerimin bağı çözüldü. Oturdum. Gözyaşlarımı tutmadım.
Günler geçti. Sonra haftalar.
Zeynep yavaş yavaş toparlandı. Saçları döküldü ama gülüşü kaybolmadı. Aynaya baktığında, “Ben sana benziyorum,” dedi.
Ben de ona baktım.
“Evet,” dedim. “Güçlüsün.”
Taburcu günü geldiğinde aynı kadın yanıma geldi.
“Bugün çıkıyorsunuz,” dedi.
Kapıdan çıkarken Zeynep durdu. Bana baktı.
“Baba,” dedi. “O gün neden çok kirliydin?”
“Çalışıyordum,” dedim. “Senin için.”
Başını salladı.
“O zaman hep çalış,” dedi. “Ama akşamları gel.”
Güldüm.
Aylar geçti. Zeynep okula başladı. Saçları kısa ama gülüşü büyük. Ben hâlâ çalışıyorum. Ellerim hâlâ kirleniyor.
Ama artık utanmıyorum.
Çünkü biliyorum:
Sevgi her zaman temiz görünmez.
Bazen yorgunlukla, terle, kirle gelir.
Ama en gerçek hâli de budur.
Ve biz…
Biz kazandık.