Boşanma sürecinde nafaka en alt sınırdan bağlanmıştı çünkü “gelir durumunun kısıtlı olduğu” beyan edilmişti. Oysa şimdi lüks bir araba alabilecek durumdaydı. Avukatım sakin bir sesle konuştu. “Eğer mal varlığında ve gelirinde artış varsa, iştirak nafakasının artırılması için dava açabiliriz. Ayrıca çocuğun sağlık giderleri olağanüstü masraf kapsamına girer. Katkı payı talep edebiliriz.”
O an içimdeki çaresizlik yerini kararlılığa bıraktı.
Ertesi gün hastane faturaları, ekran görüntüleri ve Murat’ın şirket terfi belgeleriyle avukatın ofisindeydim. Süreç başladı.
Mahkeme günü geldiğinde Murat ilk kez gözlerimin içine uzun uzun baktı. Kendinden emin tavrı biraz silinmişti. Hakim, ameliyat masraflarının yarısının Murat tarafından karşılanmasına ve nafakanın artırılmasına karar verdi. Üstelik geriye dönük sağlık giderleri de hesaba katıldı.
Mahkeme çıkışında Murat yanıma yaklaştı.
“Bunu mahkemeye taşımak zorunda mıydın?” dedi dişlerinin arasından.
Elif’in alçıdaki bacağını düşündüm. Ameliyat sonrası odada bana sarılışını. “Anne, geçecek değil mi?” deyişini.
“Ben hiçbir şeyi mahkemeye taşımadım,” dedim sakince. “Sadece kızımın hakkını aldım.”
Ameliyat başarılı geçti. Elif birkaç ay sonra yeniden koşmaya başladı. İlk kez parkta korkmadan bisiklete bindiğinde bankta oturup onu izledim. Güneş saçlarına vuruyordu. Kahkahası rüzgâra karışıyordu.
O an anladım:
Beni yıkan şey Murat’ın gidişi değildi. Asıl yıkan, onun önceliklerini net bir şekilde görmekti. Ama beni ayağa kaldıran da aynı netlik oldu.
Artık kimseye minnet ederek yaşamayacaktım. Ne bir sürpriz arabaya, ne bir sosyal medya gösterisine.
Murat o gün belki eşine bir araba aldı. Ama ben kızıma çok daha değerli bir şey verdim: Hakkını arayan bir annenin örneğini.
Ve Elif büyüdüğünde, bir gün biri ona “Bu başka bir konu” dediğinde, hangi konunun gerçekten önemli olduğunu çok iyi bilecek.