“Benim hayatım,” dedi Zehra.
“Ve senin geçmişin.”
Toprak, babasına baktı. Sanki onu tartıyordu. Sonra annesinin elini tuttu.
Zehra devam etti:
“Bir gün fikirlerinin insanları besleyeceğini söylemiştin ya… Ben o fikirleri burada ektim. Ama sen yoktun.”
Nihat ağladı. İlk defa. Sessizce.
Ama Zehra’nın gözleri kuruydu.
Gün batarken Nihat gitmek zorunda kaldı. Gitmeden önce bir teklif sundu. Para, ortaklık, destek…
Zehra başını salladı.
“Biz zaten büyüdük,” dedi.
“Sen sadece izleyebilirsin.”
Araba uzaklaştığında çocuklar annelerine baktı.
“Anne, o kimdi?” diye sordu Duru.
Zehra diz çöktü, onları kucakladı.
“Bir zamanlar hayal kurmayı bilen ama kalmayı beceremeyen biri,” dedi.
Gece çökerken tarlanın üzerinde yıldızlar belirdi. Zehra çocuklarını yatırdı. Kapının önüne çıktı. Toprağa baktı.
Kaybettiğini sandığı her şeyin, aslında onu buraya getirdiğini anladı.
Bazı insanlar gider…
Ama bazı kadınlar, gidilen yerden bir dünya kurar.
Ve Zehra artık sadece ayakta kalan bir kadın değil;
kök salmış bir hayattı.