
“Sen… hayatta gördüğüm en zengin insansın.” dedi.
Kız bir şey anlamasa da utangaçça başını eğdi.
Ardından market müdürü koşarak yanlarına geldi.
“Beyefendi, kusura bakmayın! Bankadan sistemsel bir kesinti varmış. Şimdi düzeldi. Kartınızı tekrar deneyebiliriz.”
Kart bu kez geçti.
Ama Tahsin’in içinden bir şey geçmişti… Sanki yıllardır kapalı duran bir kapı ilk kez aralanmıştı.
Alışveriş poşetlerini aldıktan sonra küçük kıza döndü.
“Adın ne?” diye sordu.
“Defne.”
“Peki Defne… Ailen nerede?”
Kız başını yana eğip sessizce, “Annem hasta, ben de marketin arkasında mendil satıyorum.” dedi.
Tahsin derin bir nefes aldı. Yıllarca para kazanmanın dışında hiçbir şeyi düşünmemişti. Ne gerçek iyiliği ne insani bir dokunuşun değerini…
Poşetlerinden birini kıza uzattı. İçinde çikolatalar, peynirler, meyveler vardı.
“Bunlar senin için.” dedi.
Kızın gözleri parladı ama çekinerek, “Alamam…” dedi.
“Ben borç verdim ya…” diye ekledi gülümseyerek.
Tahsin gülümsedi.
“Evet, bana 15 liralık bir hayat dersi verdin.”
O gün Tahsin yalnızca akşam yemeği için değil, kendi hayatı için de bir karar verdi. Ertesi hafta Defne’nin annesini buldu, tedavisi için gerekli tüm masrafları üstlendi. Defne’ye eğitim bursu başlattı. Marketin önünde mendil satan kız, artık yeni bir geleceğin eşiğindeydi.
Tahsin ise ilk kez gerçek zenginliğin ne olduğunu anlamıştı.
Bazen bir insanı zengin yapan, cüzdanındaki para değil; küçük bir çocuğun cebinden çıkardığı buruşuk 15 liradır.