
Jimena, Santiago’nun elini nazikçe avucuna aldı. Çocuk tereddüt etti, bastonunu yere sıkıca bastı ama kadının sıcak sesi onu cesaretlendirdi. “Hadi, önce sadece sallanalım. Sağ, sol… Bak, müzik bizi taşıyor zaten.
”Jimena çocuğun omzuna hafifçe dokundu, sonra beline. Santiago ilk başta adımlarını karıştırdı, birkaç kez Jimena’nın ayak ucuna bastı. İkisi de güldü; çocuğun gülüşü uzun zamandır duyulmamış bir şeydi o evde. Şarkı ilerledikçe Santiago’nun bedeni gevşedi. Bastonunu bir kenara bıraktı, çünkü artık düşmekten korkmuyordu; Jimena düşmesine izin vermeyecekti. İkinci şarkı başladığında Santiago kendi başına dönmeye çalıştı. Kollarını iki yana açtı, başını hafifçe geriye attı. Yüzünde kocaman bir gülümseme vardı; gözleri kapalı olsa da sanki bütün dünyayı görüyordu. Jimena bir adım geri çekildi, sadece izledi. Çocuk, körlüğüne rağmen müziğin içinde özgürce uçuyordu. Tam o sırada salonun kapısı gürültüyle açıldı. Adam, takım elbisesinin ceketini henüz çıkarmamış, elinde telefonla içeri girdi. Santiago’nun babası, şehrin en genç milyonerlerinden biriydi; adı her yerde yazılan, yüzü dergi kapaklarında olan o soğuk iş adamı. Durdu. Gözleri, yerde bastonu, havada dönen oğlu ve karşısında gözleri dolu dolu gülümseyen temizlikçiye takıldı. Bir saniye, iki saniye… Sessizlik.Devamı sonrki syfada..