Ertesi gün arabasına atladı. Notta yazan adres, şehrin eski mahallelerinden birindeydi. Bakımlı sitelerin, yüksek binaların çok uzağında. Dar sokaklar, eski apartmanlar… Kapının önünde durduğunda tereddüt etti. Zili çaldı.
Kapıyı Nazan açtı.
Yorgun görünüyordu ama şaşkın değildi. Sanki geleceğini biliyormuş gibiydi.
“Geldiniz,” dedi sakin bir sesle.
“Konuşmamız lazım,” dedi Ethem. “Lütfen.”
Nazan kapıyı açtı. Küçük, sade bir evdi. Duvarlarda çocuk resimleri vardı ama hiçbirinin çerçevesi yoktu. Kanepe eskiydi ama tertipliydi. Ethem oturduğunda ne diyeceğini bilemedi.
“Özür dilemeye geldim,” dedi sonunda. “Sana haksızlık ettim.”
Nazan başını salladı. “Önemli değil.”
“Değil mi?” dedi Ethem. “Ben seni suçladım. Dinlemedim bile.”
Nazan bir süre sustu. Sonra pencereye baktı.
“Benim de üç çocuğum vardı,” dedi yavaşça.
Ethem dondu.
“Vardı mı?”
Nazan derin bir nefes aldı. “Üçüzlerdi. Tıpkı sizin gibi. Altı yıl önce… bir yangında.”
O an odadaki hava değişti. Ethem’in boğazı düğümlendi.
“Onları kaybettiğimde,” diye devam etti Nazan, “geceleri uyuyamazdım. Ev sessizdi ama içim gürültülüydi. Sonra başkalarının çocuklarına bakmaya başladım. Çünkü onların nefesi… beni hayatta tutuyordu.”
Ethem konuşamadı.
“Sizin çocuklarınız ağladığında,” dedi Nazan, “ağlamalarının sebebi korku değildi. Yalnızlıktı. Annelerini kaybetmişlerdi. Siz de kendinizi kaybetmiştiniz.”
Bu söz Ethem’i vurdu.
“Onları yatağınıza aldım,” dedi Nazan. “Çünkü annenin kokusu hâlâ oradaydı. Güvende hissettiler.”
Ethem’in gözleri doldu. “Bunu bilmiyordum.”
“Bilmenize gerek yoktu,” dedi Nazan. “Ama şimdi biliyorsunuz.”
Ethem ayağa kalktı. “Geri dönmeni istiyorum. Lütfen.”
Nazan başını iki yana salladı. “Ben bir dadı değilim.”
“Ne olursan ol,” dedi Ethem. “Onlara ihtiyacımız var.”
Nazan uzun süre düşündü. Sonra sadece şunu söyledi: “Onlara değil… size.”
Bir hafta sonra Nazan eve geri döndü. Ama bu sefer farklıydı. Kurallar koydu. Ethem her akşam çocukları kendi yatıracaktı. Onlarla konuşacak, dinleyecek, susacaktı. Telefon yoktu. Toplantı yoktu. Sadece çocuklar.
Başta zorlandı. Ağlamalar geri geldi. Ama Nazan hep oradaydı. Yönlendirmedi, müdahale etmedi. Sadece izledi.
Aylar geçti.
Bir gece Ethem çocukları yatırdıktan sonra salonda otururken fark etti: artık kendisi de uyuyabiliyordu.
Nazan ayrılacağı gün valizini kapının yanına koydu. Ethem itiraz etmedi. Bu kez biliyordu.
“Gitmen gerektiğini biliyorum,” dedi.
Nazan gülümsedi. “Artık bana ihtiyaçları yok.”
Çocuklar koşup ona sarıldı. Ağlamadılar.
Kapı kapandığında Ethem notun hâlâ cebinde olduğunu fark etti. Kâğıdı çıkardı. Altına bir cümle daha eklemişti Nazan:
“İyileşmek, birini kaybettiğini kabul etmekle başlar.”
Ethem pencereye baktı. Sokakta çocukların kahkahası yankılanıyordu. İlk kez, yalnız olmadığını hissetti.
Ve o gece, üçü de, birlikte, huzur içinde uyudu.