Mezarlık bekçisi, en sert ayazlarda bile bir mezarın donmadığını fark ettiğinde, bunun basit bir tesadüf olduğuna inanmak istemişti. Otuz yılı aşkın süredir aynı mezarlıkta çalışıyordu. Karın toprağı nasıl sertleştirdiğini, mermer taşları nasıl çatlatabildiğini, hangi ağacın hangi rüzgârda eğileceğini bile bilirdi. Ama o kış bir şey farklıydı.
Mezarlığın en arka köşesindeki genç bir mezar…
Üzerinde sadece şu yazıyordu:
“Sevgili oğlumuz
1999 – 2025”
Yirmi altı yaşında bir hayat. Henüz taze bir kayıp.
Kış bastırdığında mezarlığın tamamı beyaza gömülmüştü. Kar diz boyu yağıyor, gece eksi on dereceleri gören soğuk toprağı taş gibi sertleştiriyordu. Ama o mezarın üstündeki çimler canlı ve parlaktı. Kar çevresini kaplıyor, fakat mezarın üzeri sanki görünmez bir el tarafından korunuyordu.
İlk gün önemsemedi. “Belki aile her gün gelip temizliyordur,” diye düşündü. Ama merakı ağır bastı. Sabah ezanından önce mezarlığa gelmeye başladı. Dört gün boyunca hava henüz karanlıkken geldi, saklandı, izledi. Kimse yoktu. Etraftaki her yer kırağı tutarken o mezarın toprağı hâlâ yumuşaktı.
Beşinci sabah içindeki huzursuzluk korkuya dönüştü.
Küreği eline aldı. “Toprağın altında bir sıcak su borusu olabilir,” diye kendini ikna etmeye çalıştı. Mezarlık eskiydi; yıllar önce geçen bir hattın kalıntısı olabilir, diye düşündü.
Kazmaya başladığında toprak şaşırtıcı derecede kolay açıldı. Sanki yeni gömülmüş gibiydi. Oysa defin işlemi aylar önce yapılmıştı. Her kürek darbesiyle içindeki sıkıntı büyüyordu. Rüzgâr aniden kesildi. Mezarlık sessizliğe gömüldü.
Yaklaşık bir metre derinlikte kürek sert bir şeye çarptı.
Tahta sesi değildi bu. Ne taş ne de beton. Metalik, tok bir yankı.
Eli titreyerek diz çöktü. Küreği bıraktı, elleriyle toprağı temizlemeye başladı. Soğuk toprak tırnaklarının arasına doluyordu. Kısa süre sonra yüzeyi tamamen ortaya çıktı.
Bu bir tabut değildi.
Toprağın altında silindir biçimli, mat gri renkte metal bir kapsül vardı. Üzerinde hiçbir yazı yoktu. Hiçbir mezarlık prosedüründe böyle bir şey görmemişti. Yüzeyinde ince bir kapak hattı seçiliyordu; sanki açılabilir bir şeydi.
Kalbi hızlandı.
“Bu imkânsız,” diye mırıldandı.
Tam o anda kapsülün içinden hafif bir titreşim yayıldı.
Geri sıçradı.
Titreşim kısa sürdü ama toprak hafifçe ısındı. Elini yüzeye yaklaştırdığında gerçekten sıcaklık hissetti. İşte çimlerin donmamasının sebebi buydu.
Kapsül tekrar titreşti. Bu kez çok daha belirgin devamı icin sonrki sayfya gecinz...