
Bir ara Hacer’in eli istemsizce Hüseyin’in koluna kaydı. Parmakları onun kaslı önkoluna tutundu. Bu bir tutku değildi; hayatta kalma içgüdüsüydü. Ama temas, ikisinin de içinden geçenleri alevlendirdi.
Hüseyin eğildi, alnını Hacer’in alnına dayadı.
— “Güzelsin,” dedi fısıltıyla. “Her hâlinle.”
Bu söz, Hacer’in içini ısıttı. Bedeninin acı içinde açıldığını, ama aynı anda tarifsiz bir güçle dolduğunu hissetti. Kadın olmanın, anne olmanın, sevilmenin ağırlığı aynı anda üzerindeydi.
Son sancı geldiğinde Hacer çığlık attı. Hüseyin elleriyle yönlendirdi, gözlerini başka yere çevirmeden, korkmadan.
Ve sonra… bir ses.
Bir bebek ağlaması.
Hüseyin’in elleri titriyordu. Gözlerinden yaşlar süzülürken bebeği Hacer’in göğsüne verdi.
— “Oğlumuz,” dedi. “Yaşıyor.”
Hacer bebeğini kucağına aldı. Göğsü hâlâ inip kalkıyordu. Hüseyin onun saçlarını okşadı, parmakları yavaş ve saygılıydı. Aralarındaki bağ, tensel bir arzudan çok daha derindi. Ama o yakınlık… o sıcaklık… ikisini de ayakta tutuyordu.
Mağaranın karanlığında, yağmurun altında, ölümle burun buruna gelmişken yeniden doğmuşlardı.
Üçü birlikte.Bu içerik kurgusal olarak hazırlanmıstır gerceklikle bir bağı yoktur.