Lisedeyken bana hayatı zehir eden, sessiz ve hesapçı bir zorbayla yıllar sonra yeniden karşılaştım. Gerçek bir pişmanlıkla özür dilediğini, değiştiğini, terapi gördüğünü, alkolü bıraktığını ve insanlara yardım ettiğini söyledi. Zamanla ona inandım. Savunmalarımı indirdim. Evlenmeyi kabul ettim. Ama düğün gecemizde, yüzünde tuhaf bir rahatlamayla, “Sana gerçeği söylemeye hazırım,” dedi — ve o an anladım ki geçmiş sandığım şey aslında hiç kapanmamıştı.
Onu son gördüğümde on yedi yaşındaydım. Koridorun ortasında donup kalmış, arkadaşlarının kahkahaları arasında yere düşen kitaplarımı toplamaya çalışıyordum. O ise hiçbir şey yapmamış gibi yüzünde o sakin ifadeyle arkasını dönüp gitmişti.
Yıllar geçti. Üniversite, iş, terapi, şehir değişikliği… Hayatımı yeniden kurdum. Ama bazı yaralar kapanmıyor; sadece üzerini örtmeyi öğreniyorsun.
Otuz iki yaşımda bir mahalle kahvecisinde karşıma çıktığında ilk içgüdüm kaçmaktı. Ama adımı söyledi. Yavaş, dikkatli, neredeyse saygılı bir tonla.
Özür diledi.
Gerçek bir özürdü. “Çocuktum” demedi. “Abartıyorsun” demedi. “Ben de zor bir dönemden geçiyordum” bahanesine sığınmadı. Yaptıklarını tek tek anlattı. Benim yüzümdeki ifadeyi, ellerimin titremesini, gözlerimi kaçırışımı hatırladığını söyledi.
O gün kahveden çıktığımda kafam karmakarışıktı.
Sonraki aylarda hep tutarlıydı. Sakin. Sabırlı. Baskı yapmayan. Terapiye gittiğini, dört yıldır alkol almadığını, gençlerle gönüllü çalıştığını anlattı. Ama bunları övünmek için değil, sorularımı dürüstçe cevaplamak için söyledi.
İlk kez biri bana sabırla yaklaşıyordu.
Yavaş yavaş görüşmeye başladık. Her buluşmada içimdeki korkuyla yüzleştim. Ama o, lise koridorlarındaki çocuk değildi. Ya da ben öyle görmek istedim.
Evlilik teklif ettiğinde elleri titriyordu.
“Seni hak etmiyorum,” dedi. “Ama hayatımın geri kalanında doğru bir insan olarak yaşamak istiyorum. Seninle.”
Korktum. Ama umut ağır bastı.
Düğünümüz küçük ve sıcak geçti. Annem ağladı. Arkadaşlarım temkinliydi ama saygılıydı. Ben ise içimde yıllardır taşımadığım bir hafiflik hissediyordum.
Geçmişim kaderim olmak zorunda değildi.
En azından öyle sanıyordum.
Düğün gecesi banyodan döndüğümde hâlâ yatağın kenarında oturuyordu. Takım elbisesi üzerindeydi. Elleri kenetlenmişti.
“İyi misin?” diye sordum.
Başını kaldırdığında yüzündeki ifade midemi burktu. Ne heyecan vardı ne sevgi. Tuhaf bir… rahatlama.
“Sonunda sana gerçeği söylemeye hazırım,” dedi.
O an odadaki hava değişti.
“Nasıl bir gerçek?” diye sordum.
Derin bir nefes aldı.
“Lisede sana yaptıklarım…” dedi. “Onlar tesadüf değildi.”
Kalbim hızlandı.
“Ne demek istiyorsun?”
“Başta sadece eğlenceydi,” dedi. “Arkadaş grubunun içindeydim. Güçlü görünmek istiyordum. Ama sonra… seni izlemeye başladım.”
Sanki yer ayağımın altından kaydı devamı icin sonraki syfaya gecinz...