Polisler birbirlerine baktılar. Bu yaşlardaki çocukların hayal güçleri çok geniş olurdu; canavarlar, hayali arkadaşlar ve karanlıktan korkma sık rastlanan durumlardı. Ancak küçük Elif’in titreyen elleri ve sokağa yalın ayak fırlayacak kadar büyük olan dehşeti, sıradan bir kabusa benzemiyordu. "Hadi gidip bakalım," dedi Melnikova. Üçüncü kata çıktıklarında onları kapıda bornozlu, şaşkın ve bir o kadar da mahcup bir anne karşıladı. Sibel Hanım, "Memur bey, gerçekten çok özür dilerim. Elif son zamanlarda bu tür hikayeler uyduruyor. Işıkları kapatınca hayal kurmaya başlıyor," diyerek kızını yanına çekti.
Kowalev ve Melnikova odaya girdiler. El fenerlerinin güçlü ışıkları yatağın altını, dolap içlerini ve perdelerin arkasını taradı. Görünürde hiçbir şey yoktu. Yatağın altı boştu, pencere kilitliydi. Kowalev hafifçe gülümseyerek, "Bak Elif, kimse yok. Belki de gördüğün şey bir gölgeydi," dedi. Ancak Melnikova’nın gözü, yatağın altındaki toz tabakasındaki garip bir ayrıntıya takıldı. Tozlar, sanki biri orada uzun süre yatmış gibi belli bir hizada dağılmıştı. "Sibel Hanım," dedi Melnikova ciddiyetle, "Apartman girişindeki güvenlik kameralarına erişebilir miyiz? Sadece içimizi rahatlatmak için."
Yönetim odasına inip görüntüleri geri sardıklarında, ilk başta her şey normal görünüyordu. Ancak yaklaşık iki saat öncesine ait görüntülere geldiklerinde, odadaki herkesin kanı dondu. Görüntülerde, Sibel Hanım ve Elif akşam marketten dönerken, arkalarından binaya sızan siyah kapüşonlu bir adam görülüyordu. Adam sadece içeri girmekle kalmamıştı; merdivenleri kullanarak üçüncü kata çıkmış ve Sibel Hanım anahtarla kapıyı açarken, onlar içeri girdiği anda kapı kapanmadan hemen önce ustalıkla içeriye süzülmüştü.
Asıl şok edici an ise Elif’in odasındaki gizli kameradan (ailenin bebeklikten kalan bir güvenlik önlemi) alınan görüntülerdi. Adam, Elif uyurken yatağın altından yavaşça çıkıyor, saatlerce odanın içinde dolaşıyor, küçük kızın oyuncaklarını inceliyor ve hatta uyuyan kızın başında dakikalarca bekliyordu. En korkuncu ise, Elif gözlerini açtığı anda adamın büyük bir çeviklikle tekrar yatağın altına girmesiydi. Görüntülerde adamın yüzündeki o donuk maske, ekranın soğuk ışığında parlıyordu.
"Hâlâ içeride!" dedi Kowalev telsizine sarılarak. "Destek birim gönderin, şüpheli binanın içinde!" Melnikova ve Kowalev hızla yukarı fırladılar. Sibel Hanım ve Elif’i güvenli bir yere aldılar. Evi köşe bucak aradılar ama adam sanki buhar olup uçmuştu. Melnikova, Elif’in odasındaki gömme dolabın arka panelindeki hafif bir aralığı fark etti. Paneli sertçe çektiğinde, binanın havalandırma boşluğuna ve eski bir depolama alanına açılan gizli bir geçit buldu. Adam oradaydı; köşeye sıkışmış, elinde maskesiyle polislere bakıyordu. Kısa bir kovalamacanın ardından kelepçeler takıldı.
Olayın sonunda anlaşıldı ki, bu adam binanın eski bir çalışanıydı ve dairelerin içindeki gizli boşlukları biliyordu. Günlerdir o boşluklarda yaşıyor, geceleri ise sessizce evlerin içine sızıyordu. Elif’in cesareti olmasaydı, belki de bu durum çok daha kötü sonuçlanacaktı. Sibel Hanım, gözyaşları içinde kızına sarıldı ve ona inanmadığı için defalarca özür diledi. O gece, bir çocuğun hayal gücü sandıkları şeyin aslında en saf gerçek olduğunu anlamışlardı.
Melnikova, arabaya binerken Kowalev’e döndü: "Gördün mü? Bazen en küçük sesler, en büyük gerçekleri fısıldar." Şehir tekrar sessizliğe gömüldü ama bu sefer bu sessizlik gerçek bir huzur taşıyordu.