
“Gördün mü?” diye tısladı kocam. “Duruşu değişti. Şimdi tetikte. Bir şeyler olacak.”
“Sadece onu koruyor,” diye fısıldadım, terli avuçlarımı silerek.
Aniden, köpek ayağa fırladı. Kulakları düzleşmiş, kasları gergin.
Kocam zaferle nefes verdi:
“İşte! Sana demiştim! Çabuk, oğlumuzu kurtarmamız lazım!”
Ama tam o anda, ekranda bir şey belirdi — ikimizi de şok eden bir şey.
Odanın köşesinden, karanlık, yuvarlak bir şekil yuvarlandı. Bir robot süpürge.
Kalbim sıkıştı. Kocam bilmiyordu ama köpek o makineden korkuyordu. Ona göre, bu gürültülü, öngörülemez bir nesne “kendi hayatını yaşıyordu.”
Robot yavaş ama kararlı bir şekilde tam bebeğe doğru yuvarlanıyordu. Küçük olanımız neşeyle ellerini çırpıyordu, herhangi bir tehlikenin farkında değildi. Köpek titriyordu, tüm vücudu gergin — alarm, panik ve korku dolu.
Kaçabilirdi. Saklanabilirdi. Ama bunun yerine, robot bebeğe neredeyse değecekken, köpek öne atıldı ve pençesiyle süpürgeye vurarak onu çocuğun yanından uzaklaştırdı. İkimiz de nefesimizi tuttuk.
Köpek oğlumuza saldırmıyordu. Onu koruyordu.
Köpeğimiz asla bir tehdit değildi — tam tersine. O, bebeğimizin güvenliğini ilk düşünen tek kişiydi.