Ama asıl beni donduran şey, çantanın en dibindeki küçük zarftı.
Zarfın içinde bir DNA testi sonucu vardı.
Başta neye baktığımı bile anlamadım. Gözlerim satırlar arasında gezindi, sonra o cümleye takıldı: “Babalık olasılığı: %0.”
O an odadaki her şey sessizleşti. Max’in soluk alıp verişi bile kulağıma çarpmıyordu. Zarf elimden düştü, yatağın altına geri süzüldü. Beşiğe baktım. Kızım… benim sandığım kızım… derin derin uyuyordu.
O sırada arkamdan bir ses duydum.
“Bulacağını biliyordum.”
Eşim kapıda duruyordu. Gözleri kızarmıştı, ama ağlamıyordu. Sanki uzun zamandır beklediği bir yüzleşme nihayet gelmişti. Telefonu hâlâ elindeydi. Sessizce kapıyı kapattı, yanımıza geldi ve beşiğin kenarına oturdu.
“Ne zamandır?” diye sordum, sesim bana ait değilmiş gibiydi.
“Sen yurt dışındayken,” dedi. “Tek bir gecelik bir şeydi. Annemin evindeydim. Çok yalnızdım. Aptaldım.”
Sustum. Söyleyecek bir şey bulamıyordum. Aklımdaki tek şey Max’ti. “Peki köpek?” dedim. “Max neden…?”
Eşim başını eğdi. “O bebek… o bebek bizim değil.”
Bu kez gerçekten dünya durdu.
“Ne demek bizim değil?” dedim, sesim yükselmişti. “Saçmalama.”
“Doğumdan sonra,” diye devam etti, kelimeleri seçerek, “hastanede bir karışıklık oldu. Bana başka bir bebeği verdiler. İlk başta fark etmedim. Ama birkaç gün sonra… içime bir kurt düştü. Test yaptırdım.”
“Ve?” dedim.
“Bu bebek… başka birine ait. Ve bizim gerçek kızımız… başka bir evde.”
O an anladım. Max’in havlaması, inlemesi… O sadece bir şeylerin yanlış olduğunu hissediyordu. Kokusundan, sesinden, belki de içgüdüsel olarak. Köpekler yalan bilmezdi.
“Peki neden?” diye sordum. “Neden bunu gizledin? Neden beşiğin altına sakladın?”
Eşim gözlerimin içine baktı. “Çünkü geri almak için uğraşıyordum. Hastaneyle, avukatlarla, o telefon numaraları… hepsi bunun içindi. Ama süreç yavaştı. Ve korkuyordum. Seni kaybetmekten korkuyordum.”
Beşiğe baktım. O masum yüz, minik parmaklar… Suçlu değildi. Hiçbir şeyden haberi yoktu.
“Paramız?” dedim.
“Avukatlar,” dedi kısaca. “Ve… diğer aile.”
“Diğer aile mi?”
Başını salladı. “Gerçek kızımızın olduğu aile. Onlar da bilmiyordu. Öğrendiklerinde yıkıldılar. Kimse bu bebeği bırakmak istemiyor.”
O an içimdeki öfke yerini ağır bir gerçeğe bıraktı. Bu sadece bizim hikâyemiz değildi. Dört yetişkin, iki bebek ve bir sürü yanlış karar.
Max beşiğin yanına geldi, usulca oturdu. Havlamıyordu. Sanki artık görevini tamamlamış gibiydi.
“Ne yapacağız?” diye sordum.
Eşim derin bir nefes aldı. “Doğru olanı.”..