Odanın ortasında, polislerin doğrulttuğu silahların ucunda duran İhsan Bey, dehşet içinde ellerini havaya kaldırmıştı. Gömleğindeki "kan" sandığım lekeler, yere dökülmüş devasa bir kutu kırmızı yağlıboyadan ibaretti. Elinde cinayet aleti sandığım o uzun ve sivri metal ise, heykeltıraşların kullandığı büyük boy bir palet bıçağıydı.
Yerde yatan ve cansız bir kadın bedeni sandığım şey ise, hiperrealist (aşırı gerçekçi) bir silikon heykeldi. Ancak bu herhangi bir heykel değildi. Bu, İhsan Bey'in on beş yıl önce kaybettiği karısının birebir kopyasıydı. Yüzündeki her bir kırışıklık, tenindeki solgunluk, saçının her bir teli o kadar ince işlenmişti ki, uzaktan bakıldığında gerçek bir insandan ayırt edilmesi imkansızdı. Odanın duvarları, karısının gençlik yıllarından, gülümseyen fotoğraflarıyla doluydu.
Silahlar yavaşça aşağı indi. Odanın içindeki o yoğun gerilim yerini ağır bir hüzne bıraktı. İhsan Bey, elleriyle yüzünü kapatıp olduğu yere, o yarım kalmış heykelin yanına yığıldı. Hıçkırıkları, dışarıdaki fırtınanın sesini bastırıyordu.
"Onu unutmaktan korktum," diye fısıldadı boğuk bir sesle. "Zaman geçtikçe sesini, teninin kokusunu, gülüşünün kıvrımını unutmaktan o kadar korktum ki... Onu burada, bu odada sonsuza dek yaşatmak istedim. Ama yapamıyorum... O ruhu bu silikona veremiyorum."
O an, bir adamın deliliğine değil, bir adamın çaresiz aşkına ve devasa bir yasa tanıklık ettiğimi anladım. İhsan Bey yıllardır kimseyi evine almıyordu çünkü dünyanın, onun durdurmaya çalıştığı bu zaman tünelini yıkmasından korkuyordu. Yalnızlığı, onun en güvenli sığınağı ve en büyük hapishanesi olmuştu.
Polis memurları telsizden merkeze "yanlış alarm" anonsunu geçerken, yavaşça İhsan Bey'in yanına diz çöktüm. Gömleğindeki boyalara aldırmadan ona sarıldım. Titreyen bedeni kollarımın arasında sakinleşirken, ilk kez yalnız olmadığını hissettiğini biliyordum.
O gece polisi arayarak belki de hayatımın en büyük hatasını yapmıştım. Ancak o hata, bir adamın on beş yıllık karanlık hücresinin kapısını kırmıştı. Bazen, insanların kapılarını dışarıdan zorlamak, onları kendi içlerindeki zindanlardan kurtarmanın tek yoludur. İhsan Bey o geceden sonra heykeli yapmayı bıraktı. Perdeleri araladı ve yıllar sonra ilk defa bir sabah, evine bir misafir kabul etti: Karşılıklı içeceğimiz iki fincan sıcak kahve için beni.